+90 212 466 33 03 / 02 bakirkoyrenkliultrason@gmail.com
Zeytinlik Mh. Fişekhane Cd. Sporcu Sk. No:1 Kat 2 Bakırköy Çalışma Saatleri

 

Meme Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?

Bu bilgiler Amerikan Kanser Örgütü Kanser Bilgi Veritabanı Editör Kurulunda hizmet veren doktor ve hemşirelerin görüşlerini temsil etmektedir. Bu görüşler, doktor ve hemşirelerin tıp dergilerinde yayınlanan çalışmalara ilişkin yorumlarına ve kendi mesleki tecrübelerine dayanır.

Bu belgedeki tedavi bilgileri Örgüt’ün resmi politikası değildir ve kanser bakım ekibinizin uzmanlık ve yargısının yerine geçecek tıbbi tavsiye amacı gütmemektedir. Burada amaç size ve ailenize doktorunuzla birlikte bilgilendirilmiş kararlar vermeniz konusunda yardımcı olmaktır.

Doktorunuz buradaki tedavi seçeneklerinden farklı bir plan izlemek isteyebilir. Tedavi seçenekleri ile ilgili her türlü sorunuzu doktorunuza sormakta çekinmeyiniz.

Bu bölümde ilk olarak meme kanseri tedavisinde kullanılan tedavi türlerine ilişkin genel yorumlara yer verilmektedir. Daha sonra kanserin evresine bağlı tipik tedavi seçeneklerine ilişkin bir tartışma (ve hamilelikte meme kanseri tedavisi ile ilgili küçük bir bölüm) sunulmaktadır.

Meme Kanseri Tedavisinin Genel Türleri

Meme kanserinde temel tedavi türleri şunlardır:

  • Ameliyat
  • Radyasyon terapisi
  • Kemoterapi
  • Hormon terapisi
  • Hedefe yönelik terapi
  • Kemik odaklı tedavi

Tedaviler işleyişlerine ve kullanıldıkları zamana göre geniş gruplarda sınıflandırılabilir.

Lokal tedaviye karşı sistemik tedavi

Lokal terapi, vücudun geri kalanını etkilemeden belli bir yerdeki tümörü yerinde tedavi etmeyi amaçlar. Ameliyat ve radyasyon terapileri lokal terapilere örnektir.

Sistemik tedavi ise vücudun herhangi bir yerindeki kanser hücrelerinde ulaşmak üzere ağızdan veya doğrudan kana verilen ilaçların kullanıldığı tedaviyi tanımlar. Kemoterapi, hormon terapisi ve hedefe yönelik terapi sistemik terapilerdir.

Adjuvan ve Neoadjuvan terapi

Ameliyat sonrası tespit edilebilen kanseri bulunmayan hastalara genellikle kanserin geri gelmesini önlemek için ek tedavi verilir. Buna adjuvan terapi adı verilir. Doktorlar, meme kanserinin erken evrelerinde bile kanser hücrelerinin primer meme tümöründen ayrılarak yayılmaya başlayabileceklerine inanmaktadır. Bu hücreler fiziksel muayenede hissedilemez ya da röntgen veya görüntüleme testlerinde görülemez ve semptom vermezler. Ancak yakın dokularda, diğer organlarda ve kemiklerde yeni tümörler oluşturmaya devam ederler. Adjuvan terapinin amacı bu gizli hücreleri öldürmektir. Hem sistemik terapi (kemoterapi, hormon terapisi, hedef odaklı terapi gibi) hem de radyasyon adjuvan terapi olarak kullanılabilir.

Tüm hastalar değilse de çoğu adjuvan terapiden faydalanırlar. Ne kadar fayda alacağınız kanserin evresi ve özelliklerine ve geçirmiş olduğunuz ameliyatın türüne bağlıdır. Genel olarak tümör büyükse ya da kanser lenf nodlarına yayılmışsa kan akışına da sıçramış olma ihtimali daha yüksektir ve fayda alma ihtimaliniz de yükselir. Ancak bazıları daha önce de bahsedilen çeşitli diğer özellikler de hastanın adjuvan terapi alıp almamasını belirlemede yardımcı olabilir. Adjuvan terapiye ilişkin önerilere bu tedavilerle ilgili bölümlerde ve evreye göre tedavi bölümünde yer verilmiştir.

Bazı hastalara kemoterapi veya hormon terapisi gibi tedaviler ameliyattan önce verilir. Bu tedavinin amacı yapılacak olan ameliyatın yayılımını azaltmak umuduyla tümörün küçülmesini sağlamaktır. Buna neoadjuvan terapi adı verilir. Neoadjuvan terapi alan hastaların çoğu adjuvan terapiye ihtiyaç duymazlar veya daha az ihtiyaç duyarlar.

Meme kanserinde Ameliyat

Meme kanseri olan birçok kadın bir çeşit ameliyat geçirir. Ameliyata genellikle meme tümörünü çıkarmak için ihtiyaç duyulur. Bu konuda seçenekler arasında meme koruma ameliyatı ve mastektomi yer alır. Meme ameliyat ile aynı zamanda ya da daha sonra yeniden yapılandırılabilir. Ameliyat ayrıca kanserin yayılımına bakmak için koltuk altı lenf nodlarını kontrol etmede de kullanılır. Bu anlamda sentinel lenf nodu biyopsisi ve aksiler (koltukaltı) lenf nodu diseksiyonu yapılabilir.

Meme koruyucu ameliyat (MKA)

Bu tip ameliyat zaman zaman kısmi (ya da segmental) mastektomi olarak da adlandırılabilir. Etkilenmiş olan memenin sadece bir kısmı alınır ancak ne kadarının alınacağı tümörün büyüklüğü ve yeri ile bazı başka faktörlere bağlıdır. Ameliyat sonrası radyasyon terapisi verilecekse radyasyon tedavileri için bölgeyi işaretlemek üzere meme içerisine ameliyat sırasında küçük metal klipsler (röntgende görülen) yerleştirilebilir.

Lumpektomi sadece göğüsteki kitleyi ve normal dokuyu çevreleyen marjı alır. Lumpektomi sonrasında genellikle radyasyon terapisi verilir. Ayrıca adjuvan olarak kemoterapi de verilecekse radyoloji genellikle kemoterapi tamamlanana kadar ertelenir.

Kadranektomi lumpektomiye göre daha fazla meme dokusu çıkartır. Kadranektomi için memenin dörtte biri alınır. Ameliyat sonrası genellikle radyasyon terapisi verilir. Burada da kemoterapi verilecekse radyasyon ertelenebilir.

Alınan doku parçasının kenarlarında kanser hücreleri görülürse bunların pozitif marj olduğu söylenir. Doku kenarında kanser hücresi bulunmamışsa negatif ya da temiz marjlar olarak isimlendirilir. Pozitif marj varlığı ameliyat sonrasında bazı kanser hücrelerinin kaldığı anlamına gelir. Patoloji uzmanı ameliyatla alınan dokuda pozitif marj bulursa cerrahın tekrar operasyon ile daha fazla doku alması gerekir. Bu operasyona re-eksizyon adı verilir. Cerrah temiz ameliyat marjlar almak için yeterli doku alamıyorsa mastektomiye ihtiyaç olabilir.

Tümörün marja olan mesafesi önemlidir. Marjlar “temiz” olsalar bile, “yakın” olabilirler- yani tümör kenarı ile alınan doku arasındaki mesafe çok küçüktür ve yine daha fazla cerrahi operasyon gerekebilir. Cerrahlar yeterli (veya iyi) marjın ne olduğu konusunda anlaşamayabilir.

Evre I veya II2deki birçok meme kanseri hastası kadın için meme koruyucu ameliyat (MKA) ile birlikte radyasyon terapisi mastektomi kadar etkili olur. Bu iki yöntemle tedavi edilen kadınların kurtulma oranları aynıdır. Ancak meme koruyucu ameliyat meme kanseri olan kadınların tümü için bir seçenek olmayabilir (bkz “meme koruyucu ameliyat ile mastektomi seçimi”).

Radyasyon terapisi bazen meme koruyucu terapinin bir bölümü olarak atlanabilir. Bu tartışılır bir durumdur; bu nedenle en az 70 yaşında olan ve aşağıdaki koşullan hepsini karşılayan kadınlar radyasyon terapisi almadan MKA  olabilir:

  • Tamamen alınmış olan tümörün büyüklüğü 2 cm veya daha az yanal (temiz marjlar) ise
  • Tümör hormon reseptör pozitif ve kadın hormon terapisi alıyor ise (tamoksifen veya aromataz inhibitörü gibi)
  • Lenf nodlarınınn hiçbiri kanser içermiyor ise.

Bu olasılığı sağlık bakım ekibiniz ile görüşmeniz gerekir.

Olası yan etkiler: Bu operasyonların yan etkileri arasında ağrı, geçici şişlik, hassasiyet ve ameliyat bölgesinde  oluşan sert yara dokusu yer alabilir. Tüm operasyonlarda olduğu gibi kanama ya da ameliyat yerinde enfeksiyon da olası etkilerdendir.

Alınan meme parçası büyüdükçe ameliyat sonrasında meme şeklinde değişiklik görme ihtimaliniz artar. Ameliyat sonrasında memeler çok farklı görünüme sahipse bir çeşit yeniden yapılandırma terapisi uygun olabilir (bkz. “Yeniden yapılandırma ameliyatı”), ya da memelerin simetrik olmasını sağlamak için etkilenmemiş olan meme diğeriyle aynı boyuta küçültülebilir. Bunu ilk ameliyatta yapmak bile mümkün olabilir. Ameliyat öncesinde memelerinizin sonraki görüntülerine ilişkin fikir almak ve seçeneklerinizin neler olduğunu öğrenmek üzere doktorunuzla (ve muhtemelen bir plastik cerrahla) görüşmek önemlidir.

Mastektomi

Mastektomi, tüm memenin alınmasıameliyatıdır. Meme dokusunun tamamı, bazen de yakınındaki diğer dokularla birlikte alınır.

Basit mastektomi: Total mastektomi diye de anılan bu yöntemde cerrah tüm memeyi meme ucu da dahil olmak üzere alır fakat koltuk altı lenf nodları ya da meme altındaki kas dokusu kalır. Bazen, çoğunlukla meme kanseri açısından çok yüksek risk grubundaki kadınlarda her iki meme de alınır (çift mastektomi). Hastaneye yatan kadınların çoğu ertesi gün evlerine dönebilir. Meme kanseri tedavisinde kullanılan en yaygın mastektomi türü budur.

Cilt koruyucu mastektomi: Hemen yeniden yapılandırma düşünen bazı kadınlar için cilt koruyucu mastektomi yapılabilir. Bu yöntemde meme üzerindeki cildin çoğuna (meme ucu ve areola hariç)  dokunulmaz. Bu operasyon da basit mastektomi kadar iyi işleyebilir. Alınan meme dokusu miktarı basit mastektomideki ile aynıdır.

Bu yöntem memede yeniden yapılandırmanın hemen yapılması planlandığında kullanılır. Büyük tümörler ya da cilt yüzeyine yakın olanlar için kullanılamayabilir. Memenin yeniden yapılandırılması için implantlar ya da vücudun başka bölgelerinden alınan dokular kullanılır. Bu yöntem standart tip mastektomi kadar uzun zamandır kullanılmamaktadır ancak birçok kadın daha az yara dokusu ve yeniden yapılandırılan memenin daha doğal görünüşü gibi avantajları nedeniyle bu yöntemi tercih etmektedir.

Cilt koruyucu mastektominin bir türü meme ucu koruyucu maastektomidir. Bu yöntem daha çok erken evrede ve memenin dış kısmına yakın yerde bulunan ciltte veya meme ucuna yakın yerde kanser belirtisi olmayan küçük kanserli kadınlar için bir seçenek olabilir. Bu yöntemde, meme dokusu alınır, fakat meme derisi ve meme usu olduğu yerde bırakılır. Bunu yeniden yapılandırma izler. Cerrah genelde meme ucu (ve areola) altındaki meme dokusunu alarak kanser hücresi varlığını kontrol eder. Bu dokuda kanser bulunursa meme ucunun da alınması gerekir. Meme ucu altında kanser bulunmasa bile bazı doktorlar ameliyat sırasında ya da sonrasında meme ucu dokusuna bir doz radyasyon vererek kanseri geri gelmesi riskini azaltmaya çalışırlar.

Meme ucu koruyucu ameliyatlarla ilgili yine de bazı sorunlar bulunur. Ameliyat sonrasında meme ucunda kan akışı iyi değildir, bu nedenle buruşma ya da deformasyon yaşanabilir. Sinirler de kesilmiş olduğu için meme ucunda çok az his kalır ya da hiç kalmaz. Memeleri daha büyük olan kadınlarda memenin yeniden yapılandırılması sonrası meme ucunun yeri değişmiş gibi görünebilir. Bu nedenle çoğu doktor bu yöntemin küçük ya da orta büyüklükte memelerde uygulanması taraftarıdır. Bu yöntemde gözle görülür yara izi daha azdır fakat uygun şekilde yapılmadığı takdirde mastektominin diğer türlerine nazaran geride bıraktığı meme dokusu daha fazla olabilir. Bu da cilt koruyucu ya da basit mastektomiye göre kanser oluşumu riskini arttırabilir. Geçmişte bu durum sorun teşkil ederdi fakat teknik gelişmeler bu ameliyatı daha güvenli hale getirmiştir. Yine de uzmanların çoğu meme ucu koruyucu uygulamaların meme kanserinde standart tedavi olarak kullanılmak için fazla riskli olduğu görüşündedir.

Modifiye radikal mastektomi: bu yöntem basit bir mastektomidir ve aksiler (koltukaltı) lenf nodlarının alınması anlamına gelir. Bu lenf nodlarının alınması ameliyatı bu bölümde ilerleyen kısımlarda detaylı olarak tartışılmaktadır.

Radikal Mastektomi: bu kapsamlı operasyonla cerrah tüm memeyi, aksiler lenf nodlarını ve meme altındaki pektoral (göğüs duvarı) kaslarını alır. Bu ameliyat geçmişte çok yaygındı ancak son zamanlarda daha az kapsamlı (modifiye radikal mastektomi gibi) ameliyatların da bu kadar etkili olabildiği anlaşılmıştır. Böylece radikal mastektomiye bağlı şekil bozulmaları ve yan etkilere gerek kalmamıştır ve bu nedenle bu ameliyat günümüzde oldukça nadiren yapılmaktadır. Yine de meme altındaki pektoral kaslara yayılan büyük tümörler için kullanılabilir.

Olası yan etkileri: Ameliyat sonrası ağrı ve meme(ler) şeklindeki gözle görülür değişimin yanı sıra mastektominin olası yan etkileri arasında yara enfeksiyonu, hematom (yara içinde kan toplanması), ve serom (yara içinde şeffaf sıvı toplanması) yer alır. Aksiler lenf nodları da alınmış ise başka yan etkiler de görülebilir (bkz “Lenf nodu ameliyatı).

Meme koruyucu Ameliyat ile mastektomi arasında seçim yapma

Kanserlerin erken evresinde olan birçok kadın meme koruyucu ameliyat ile mastektomi arasında seçim yapabilir.

Meme koruyucu ameliyatın (MKA) temel avantajı kadının memesinin çoğunun yerinde kalabilmesidir. Bir dezavantajı ise ameliyat sonrasında genellikle 5 ila 6 hafta süren radyasyon tedavisine ihtiyaç duyulmasıdır. Meme koruyucu ameliyat olan kadınların bazıları radyasyona ihtiyaç duymayabilirken mastektomi olan bazı kadınlarda yine de meme bölgesinde radyasyon terapisi gerekebilir.

MKA ile mastektomi arasında seçim yaparken tüm detayları aldığınıza emin olunuz. İlk başta mastektomi her şeyden mümkün olduğunca çabuk kurtulma isteğiyle içinize sinen yöntem gibi gelebilir. Bu duygu, cerrah istemese de  kadınların mastektomiyi tercih etmelerine sebep olabilir. Ancak gerçek şu ki, mastektomi daha uzun hayatta kalma şansı ya da tedaviden daha iyi sonuç elde etme konusunda daha iyi avantaj sağlamaz. 20 yıldan uzun süredir binlerce kadını izlem altında tutan çalışmalar MKA’nın yapılabildiğini, bunun yerine mastektomi yapmanın kurtulma şansını arttırmadığını göstermiştir.

 

Makul bir seçenek olduğu sürece kadınların çoğu ve doktorları MKA ve radyasyon terapisini tercih etmektedir, ancak seçiminiz aşağıda belirtilenler gibi birtakım faktöre bağlı olacaktır:

  • Memenizi kaybetme konusunda nasıl hissettiğiniz
  • Radyasyon terapisi alma konusunda nasıl hissettiğiniz
  • Ne kadar uğraşmanız gerektiği ve radyasyon terapinin ne kadar zaman alacağı
  • Mastektomiden sonra memelerin yeniden yapılandırılması için daha fazla ameliyat olmak isteyip istemediğiniz
  • Mastektomiyi kanserden bir an önce kurtulma isteğiyle tercih etmeniz
  • Kanserin geri gelme ihtimalinde ötürü yaşadığınız korku.

Bazı kadınlar için mastektomi şüphesiz daha iyi bir seçenek olabilir. Örneğin meme koruyucu ameliyat aşağıdaki durumlarda genellikle tavsiye edilmez:

  • Etkilenmiş memeye hali hazırda radyasyon terapisi almış olan kadınlarda
  • Aynı memede tek bir insizyonla alınamayacak kadar birbirine uzak iki kanser bölgesi olan kadınlarda meme görünümünü bozmamak için
  •  Başlangıç MKAsı ve re-eksizyonu kanseri tamamen temizlememiş kadınlarda
  • Skleroderma ya da lupus gibi onları radyasyon terapisinin yan etkilerine karşı özellikle hassas hale getirecek ciddi bağ doku hastalıkları olan kadınlarda
  • Hamileliği devam ederken radyasyona ihtiyaç duyacak olan hamile kadınlarda (fetusa zarar verme riski)
  • Neoadjuvan kemoterapi ile küçülmeyen (bu aynı zamanda meme büyüklüğüne bağlı olsa da) büyük tümörleri (5cm’den daha büyük yanal) olan kadınlarda
  • Enflamatuvar meme kanseri olan kadınlarda
  • Meme büyüklüğüne oranla büyük bir kanseri olan kadınlarda

Başka faktörlerin de göz önünde bulundurulması gerekir. Örneğin göğüs kanseri ve BRCA mutasyonu olan genç kadınlarda ikinci bir kanser riski çok yüksektir. Bu kadınlar genellikle riski azaltmak için diğer memeyi de aldırmayı düşünür ve bu nedenle de kanserli meme için mastektomiyi seçebilirler. Kanseri tedavi etmek ve ikinci bir meme kanseri riskini azaltmak için ikili mastektomi yapılabilir. Meme koruyucu ameliyat ve radyasyon yerine mastektomi yapılmasının sadece aynı memede ikinci bir kanser oluşumu riskini azalttığını anlamak önemlidir. Vücudunuzun başka yerlerinde kanserin geri gelme ihtimalini düşürmez. Karar verirken acele etmeden iki yöntemin birbirlerine karşı üstünlüklerini detaylı biçimde değerlendirerek hareket etmek gerekir.

Lenf Nodu Ameliyatı

Meme kanserinin aksiller (koltukaltı) lenf nodlarına yayılıp yayılmadığını belirlemek için bu lenf nodlarından bir ya da ikisi alınarak mikroskop altında incelenebilir. Bu evrelemenin, tedavi ve sonuçlarının önemli aşamalarından biridir. Lenf nodlarında kanser hücresi bulunursa kanser hücrelerinin kan akışına ya da vücudun diğer bölümlerine sıçramış olma ihtimali yüksektir. Koltuk altı lenf nodlarında kanser hücrelerinin varlığı ameliyat sonrası ne gibi bir tedavi uygulanması gerektiğini belirmek açısında önemlidir.

Aksiller lenf nodu disseksiyonu (ALND): Bu yöntemde 10 ila 40 lenf nodundan (genellikle 20’den azdır) her hangi bir alan koltuk altı bölgesinden alınır ve kanser yayılımı açısından incelenir. ALND çoğunlukla mastektomi veya MKA (Meme koruyucu ameliyat) ile aynı zamanda yapılır; ancak ikincil bir operasyon olarak uygulanması da mümkündür. Önceleri bu yöntem meme kanserinin yakındaki lenf nodlarına yayılıp yayılmadığını görmenin en yaygın kullanılan yoluydu ve halen bazı hastalarda kullanılmaktadır. Örneğin daha önceki bir biyopside bir veya iki koltukaltı lenf nodunda kanser hücresi görülmüşse ALND yapılabilir.

Sentinel Lenf Nodu Biyopsisi (SLNB): Aksiller lenf nodu disseksiyonu (ALND) güvenli bir operasyondur ve yan etkisi azdır ancak lenf  nodlarının alınması hastanın ameliyat sonrası lenf ödemi yaşaması riskini arttırır (bu yan etkiden daha sonra bahsedilecektir). Lenf ödemi riskini azaltmak için doktorlar kanserli lenf nodlarını araştırma yöntemi olarak sentinel lenf nodu biyopsisi (SLNB) kullanmayı seçebilirler. Bu yöntem çok fazla lenf nodu alınmadan kanserin lenf nodlarına sıçrayıp sıçramadığını görmenin bir yoludur.

Bu yöntemde cerrah tümörün sızmış olabileceği ilk lenf nodunu/nodlarını bulur ve alır. Kanser yayılmaya başlamışsa Sentinel nod olarak bilinen bu lenf nodu kanser hücresini taşıma ihtimali en yüksek olandır. Bunu yapmak için cerrah tümör içine, çevresindeki bölgeye veya meme ucu çevresindeki alana radyoaktif bir madde ve/veya mavi bir boya enjekte eder. Lenf damarları bu maddeleri sentinel nodlara taşır.

Radyoaktif maddenin girdiği nodlarda radyoaktiviteyi tespit etmek ya da maviye dönen lenf nodlarını aramak için özel bir araç kullanılabilir. Bunlar sentinel nodu tespit etmek için uygulanan ayrı yöntemlerdir ancak genellikle çift kontrol amacıyla bir arada yapılırlar. Daha sonra cerrah bölge üzerindeki deriyi keser ve boya (veya radyasyon) içeren nodları çıkarır. Daha sonra bu nodlar (çoğunlukla 2 veya 3 tane) patoloji uzmanı tarafından yakından incelenir. (ALND ye kıyasla daha az sayıda nod alındığı için her biri herhangi bir kanser ihtimaline karşın çok yakından incelenir).

Lenf nodu zaman zaman ameliyat sırasında da kanser varlığı açısından incelenebilir. Sentinel lenf nodunda kanser bulunursa cerrah tam aksiller disseksiyon uygulayabilir. Ameliyat sırasında lenf nodunda kanser hücresi görülmezse veya sentinel nod ameliyat sırasında kontrol edilmezse lenf nodları takip eden birkaç gün içinde daha yakından incelenecektir. Lenf nodunda kanser bulunduğu takdirde cerrah daha sonraki bir zaman için tam ALND önerebilir.

Sentinel nod(lar)da kanser yoksa kanserin diğer lenf nodlarına sıçramış olma ihtimali çok düşüktür bu nedenle daha fazla lenf nodu ameliyatına ihtiyaç duyulmaz. Hasta böylece tam ALND’nin yaratabileceği yan etkilerden korunmuş olur.

Yakın zamana kadar sentinel nodlarda kanser hücresi bulunması halinde cerrahlar diğer lenf nodlarından kaç tanesinin daha etkilenmiş olduğunu görmek için tam ALND yapmaktaydı. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar bunun her zaman gerekli olmadığını göstermiştir. Bazı durumlarda lenf nodlarının geri kalanını bırakmak oldukça güvenli sonuç vermektedir. Bu karar tümörün alınmasında kullanılan cerrahi yöntem, tümörün büyüklüğü ve ameliyat sonrası kullanılması planlanan tedavi türü gibi birçok faktöre dayanır. Bu konu üzerine yapılmış olan çalışmalara dayanarak radyasyon sonrası meme koruma ameliyatı olan ve 5cm ve daha küçük tümörü olan hastalar için ALND’yi atlamanın bir seçenek olabileceğini göstermiştir. Bu durum mastektomi geçirmiş olan kadınlarda çok fazla araştırılmamış olduğundan  ALND’yi atlamanın bu kadınlar için güvenli olup olmadığı net değildir.

SLBN meme kanserinin yakın lenf nodlarına sıçrayıp sıçramadığını görmek için yapılır. Lenf nodlarından herhangi birinde kanser olduğu biliniyorsa bu yöntem uygulanmaz. Koltuk altında veya köprücük kemiği çevresindeki lenf nodlarından herhangi biri şişmiş ise doğrudan kanser yayılımı için kontrol edilebilir. Bu durumda çoğunlukla iğneli biyopsi (ince iğneli aspirasyon biyopsisi veya çekirdek iğne biyopsisi) yapılır. Bu yöntemlerde cerrah bir iğneyle lenf nodu içine girerek bir parça doku alır ve doku daha sonra mikroskop altında incelenir. Kanser hücresi bulunursa tam ALND tavsiye edilir.

SLNB uygulama olarak yaygınlaşmış olsa da yüksek beceri gerektirir. Yalnızca bu teknik konusunda tecrübeli bir cerrah tarafından uygulanmalıdır. Bu tip biyopsi yaptırmayı düşüyorsanız sağlık ekibinize bunu düzenli olarak yapıp yapmadıklarını sormalısınız.

Olası yan etkiler: her türlü ameliyatta olduğu gibi ağrı, şişme, kanama ve enfeksiyon oluşması mümkündür.

Aksiller lenf nodunun alınmasının temel uzun vadeli etkisi kolda lenf ödemi oluşumudur. Kollardaki her türlü sıvı fazlası lenf sistemi yoluyla kan akışına geri gönderildiği için lenf nodlarının alınması koldan drenajı engelleyerek sıvı birikimine neden olabilir. Bu da kolda şişmeye sebep olur.

Tam ALND uygulanan kadınların yaklaşık %30’unda lenf ödemi oluşmaktadır. Ayrıca sentinel lenf nodu biyopsisi uygulanan kadınlarda da %3’e kadar görülmektedir. Ameliyat sonrası radyasyon verildiğinde bu oran artar. Bazen şişlik bir iki hafta sürer ve daha sonra kaybolur. Kimi zaman ise daha uzun sürebilir. Lenf ödemi etkilerini azaltma ve önleme yöntemleri  “Meme kanseri tedavisi sonrasında ne olur?” bölümünde tartışılmaktadır. Lenf nodu ameliyatından sonra kolunuzda şişlik, gerginlik ya da ağrı varsa mutlaka sağlık uzmanınıza danışın. Lenf ödemine ilişkin daha fazla bilgiye Lenfödemi: Meme Kanseri Olan Her Kadının Bilmesi Gereken Şey başlıklı bölümde ulaşabilirsiniz.

Ameliyat sonrasında omzunuzda da hareket kısıtlılığı olabilir. ALND’de SLNB’ye oranla bu daha sık görülür. Hareketle ilgili kalıcı sorunlar yaşamamanızı sağlamak için doktorunuz size egzersiz verecektir. Üst, iç kol bölgesinde deride hissizlik de bir diğer yan etkidir çünkü burada duyuyu kontrol eden sinir lenf nodu bölgesinden geçer.

Bazı kadınlar koltuk altından başlayıp dirseğe doğru uzanan ip benzeri bir oluşum hissedebilir. Aksiler ağ sendromu veya lenfatik kordon adı verilen bu durum SLNB’ye göre ALND sorasında daha yaygın görülür. Semptomlar ameliyat sonrasında haftalarca ya da aylarca ortaya çıkmayabilir. Ağrıya sebep olabilir ve kol ve omzun hareketini kısıtlayabilir. Bu genellikle tedavi edilmeden geçer ancak bazı hastalar fizik tedaviden fayda sağlayabilir.

Rekonstrüktif (estetik) ameliyat

Mastektomi ( veya birtakım meme koruyucu ameliyat) sonrası kadınlar meme dolgusunu yeniden şekillendirmek isteyebilir; buna meme rekonstrüksiyonu adı verilir.  Bu uygulamalar ameliyat sonrasında memenin görünümünü iyileştirmek amacıyla yapılır.

Rekonstrüktif ameliyat olmayı düşünüyorsanız yapılacak en iyi şey kanser ameliyatınız öncesinde meme rekonstrüksiyonu konusunda uzman bir plastik cerrah ya da kendi cerrahınızla bu konuyu görüşmektir. Bu sayede tün rekonstrüksiyon seçeneklerini değerlendirebilirsiniz. Bu operasyonu yaptırma ihtimalinize karşın, daha sonraki bir zamanı bekleyecekseniz bile, sizin için en iyi koşulları oluşturacak tedavi planını yapmaları için meme cerrahınızın plastik cerrahınızla birlikte çalışmasını isteyebilirsiniz.

Rekonstrüksiyonun türü ve ne zaman uygulanacağı her kadının tıbbi durumu ve kişisel tercihlerine bağlıdır. Rekonstrüksiyonu mastektomi ile aynı anda yaptırmayı (çabuk rekonstrüksiyon) veya daha sonraki bir zamana bırakmayı (ertelenmiş rekonstrüksiyon) tercih edebilirsiniz. Rekonstrüktif ameliyatın çeşitli türleri mevcuttur. Bazılarında saline (tuzlu su) veya silikon implantlar kullanılırken bazılarında vücudun başka bölgelerinden alınan dokular kullanılır ( otolog doku rekonstrüksiyonu).

Rekonstrüksiyon ile ilgili farklı seçeneklerle ilgili bilgi için Mastektomi Sonrası Meme Rekonstrüksiyonu başlıklı dokümana bakınız. Ayrıca yaptırmayı düşündüğünüz tür rekonstrüksiyon yaptırmış bir kadınla görüşmek de faydalı olacaktır.

Beklenebilecek bazı durumlar

Çoğu kişi için ameliyat fikri korkutucudur. Ancak ameliyat öncesinde, sürecinde ve sonrasında ne beklemek gerektiği iyi anlaşılırsa korkuların çoğu ortadan kaldırılabilir.

Ameliyat Öncesi: Genellikle operasyondan en az birkaç gün öncesinde doktorunuzla bir araya gelinerek uygulama ve tıbbi öykünüzle ilgili görüşülür. Bu görüşme ameliyatla ilgili spesifik soruları sormak ve potansiyel risklerin üzerinden geçmek için iyi bir fırsattır. Ameliyatın ne boyutta bir uygulama olacağını ve sonrasındaki beklentilerinizin ne olması gerektiğini tam olarak anladığınızdan mutlaka emin olun. Meme rekonstrüksiyonu yaptırmayı da düşünüyorsanız ilgili sorularınızı bu aşamada sorun.

Doktora ameliyatı gerçekleştirmesi için gerekli izni vermek üzere bu aşamada bir onay formu imzalamanız istenir. Aynı zamanda araştırmacılar için tanısal amaçlarla ihtiyaç duyulabilecek herhangi bir doku veya kan bağışı için de onay vermeniz istenebilir. Bu doğrudan sizin üzerinizde kullanılmayabilir ancak ileride başka kadın hastalara fayda sağlayabilir.

Kan nakli isteme ihtimalinizle ilgili doktorunuza danışmalısınız. Doktorlar tranfüzyona (kan nakli) ihtiyaç duyulabileceğini düşünüyorsa öncesinde kan bağışı yapmanız istenebilir. Size verilen kendi kanınız değilse bilmelisiniz ki Amerika’da başka bir kişiden yapılan kan nakli kendi kanınızdan yapılan kadar güvenilir olacaktır.

Genellikle ameliyattan önceki gece itibariyle hiçbir şey yiyip içmemeniz tavsiye edilecektir.

Ayrıca ameliyat sırasında size anestezi uygulayacak olan anestezi uzmanı veya hemşiresi ile de tanışırsınız.

Ameliyat Esnasında:

Genellikle kolunuzdaki bir damara bir IV (intravenöz) hat yerleştirilir ve ameliyat sırasında ihtiyaç duyulabilecek ilaçlar bu yoldan verilir. Ameliyat esnasında kalp ritmi ve kan basıncının kontrol edilebilmesi için çoğunlukla hasta bir EKG makinesine bağlanır ve koluna kan basıncı (tansiyon) manşon takılır.

Çoğu meme ameliyatında genel anestezi (hastanın uyur vaziyette olduğu) kullanılır. Operasyonun uzunluğu uygulanan cerrahi türüne bağlıdır. Örneğin aksiller lenf nodu disseksiyonu yapılan bir mastektomi normal şartlarda 2 ila 3 saat sürer.

Ameliyat sonrası:   Ameliyattan sonra hastalar uyanma odalarına alınırlar ve tamamen uyanıp yaşam belirtileri (kan basıncı, nabız ve solunum) stabil hale gelene dek burada tutulurlar. Hastanede kalma süresi uygulanan ameliyat türüne, genel sağlık durumu ve başka tıbbi sorunlar yaşanıp yaşanmadığına, ameliyat esnasında hastanın ne kadar iyi olduğuna ve ameliyat sonrasında ne kadar iyi hissettiğine bağlı olarak değişir. Hastanede kalış süresi, sigortanızın ne kadar ödeme yapacağı ile değil siz ve doktorunuz tarafından kararlaştırılır; ancak ameliyat öncesinde sigortanızın işlemlerin ne kadarını karşılıyor olduğunu bilmekte fayda vardır.

Genel olarak mastektomi ve/veya aksiller lenf nodu dissekiyonu yapılan kadınlar 1 ya da 2 gece hastanede yatar ve sonra evlerine giderler. Ancak bazı kadınlar eve gönderilmeden önce 23 saatlik bir kısa gözlem sürecine dahil edilebilir.

Meme koruma ameliyatı ve sentinel lenf nodu biyopsisi gibi daha dar kapsamlı işlemler genellikle poliklinik ortamında yapılır ve hastanede yatışa gerek duyulmaz.

Ameliyat edilen bölgede göğsünüzü rahatsız etmeyecek şekilde sarabilen bir bandaj olabilir. İyileşme sürecinde toplanan kan ve lenf sıvısını atmak için meme veya koltukaltından gelen bir ya da daha fazla dren (plastik veya lastik borular) olabilir. Sıvıyı boşaltıp ölçme ve doktorunuzun veya hemşirenizin bilmesi gereken sorunları tespit etme gibi konular dahil olmak üzere drenlerin bakımı ile ilgili size bilgi verilecektir. Drenlerin çoğu 1 veya 2 hafta boyunca kalır. Drenaj günde 30ccye düştüğünde genellikle çıkarılabilir.

Doktorların çoğu sertleşme olmaması için ameliyattan hemen sonra kolunuzu hareket ettirmeye başlamanızı tavsiye eder.

Meme kanseri ameliyatı sonrasında iyileşmenin ne kadar zaman alacağı uygulanan yöntemlere bağlıdır. Çoğu kadın MKA ve ALND sonrasında günlük aktivitelerine 2 hafta içinde dönebilir, fakat MKA ile SLNB uygulaması sonrasında iyileşme daha kısa zaman alır. Mastektomi sonrasında ise süre 4 haftaya kadar çıkabilir. Rekonstrüksiyon da yapılmış ise iyileşme  daha uzun zaman alır ve bazı uygulamaların ardından tümüyle faaliyete dönmek aylar sürebilir (meme rekonstrüksiyonu sonrası iyileşme ile ilgili daha fazla bilgi için Mastektomi sonrası Meme Rekonstrüksiyonu başlıklı dokümanımıza bakınız).  Yine de bu süreler kişiden kişiye değişiklik gösterebildiği için beklentinizin ne olması gerektiğini doktorunuza danışmanız tavsiye edilir.

Doktorunuzun normal aktivite düzeyine geri dönebileceğinizin kararını vermesinin ardından bile ameliyatın bazı etkilerini halen hissediyor olabilirsiniz. Zaman zaman sertlik veya acı hissiyatı olabilir. Göğüs veya koltukaltı derisinde gerilme hissi yaşanabilir. Bu hisler zamanla iyileşir. Bazı kadınlarda göğüs ve kolda ameliyat sonrasında uzun süre deva eden ağrı, uyuşukluk ve karıncalanma görülebilir. Zaman zaman post-mastektomi ağrı sendromu olarak adlandırılan bu durum ilerleyen kısımlarda daha detaylı bir şekilde tartışılacaktır.

Meme koruyucu ameliyat ya da mastektomi geçiren çoğu kadın sık sık meme bölgesinde ne kadar az ağrı hissettiklerinin şaşkınlığını yaşar. Ancak koltukaltındaki tuhaf hissiyatlar (uyuşukluk, sıkışma/çekilme hissi) mutsuz olmalarına sebep olabilir.

Ameliyat bölgeniz ve kolunuza nasıl bakım yapmanız gerektiği konusunda sağlık ekibinize danışın. Genellikle siz ve sağlık ekibinize ameliyat sonrası bakımla ilgili yazılı yönlendirmeler verilir. Bu yönlendirmeler içinde aşağıdaki noktalar yer alır:

  • –          Ameliyat yarasının ve sargının bakımı
  • –          Drenajın nasıl izlenmesi gerektiği ve drenlerin bakımı
  • –          Enfeksiyon belirtilerinin fark edilmesi
  • –          Ameliyat sonrası banyo ve duş yapma
  • –          Doktorun veya hemşirenin ne zaman aranması gerektiği
  • –          Kolu kullanmaya ne zaman başlanılacağı ve sertleşmeyi önlemek için ne tür kol egzersizleri yapılması gerektiği
  • –          Sutyen takmanın ne zaman uygun olabileceği
  • –          Protez kullanımına ne zaman başlanacağı ve kullanılacak protez türü (mastektomi sonrasında)
  • –          Yenmesi ve yenmemesi gereken şeyler
  • –          Ağrı için olanlar ve olası antibiyotikler dahil olmak üzere ilaç kullanımı
  • –          Hareketle ilgili herhangi bir kısıtlama
  • –          Meme ve kolda ortaya çıkabilecek hissiyat ve uyuşmalarla ilgili beklentiler
  • –          Vücut görünümü hakkındaki duygularla ilgili beklentiler
  • –          İzlem randevusu için doktorunuzun ne zaman görülmesi gerektiği
  • –          Sağlık bakım ekibine ulaşma ile ilgili bilgiler

Hastaların çoğu ameliyattan 7 ila 14 gün sonra doktora gider. Doktorunuzun size patoloji raporu sonucunu açıklaması ve daha fazla tedaviye ihtiyaç olup olmadığıyla ilgili sizinle konuşması gerekir. Daha fazla tedaviye ihtiyaç duyuluyorsa, hasta radyasyon onkolojisine ve/veya tıbbi onkolojiye yönlendirilir. Meme rekonstrüksiyonu yaptırmayı düşünüyorsanız plastik cerraha da yönlendirilebilirsiniz.

Meme ameliyatı sonrası kronik ağrı

Bazı kadınlarda ameliyat sonrasında zamanla iyileşmeyen kolda, koltuk altında ve/veya göğüs duvarında sinir (nöropatik) ağrısı problemi yaşanabilir. Buna post-mastektomi ağrı sendromu (PMAS) adı verilir çünkü ilk olarak mastektomi yapılan kadınlarda tanımlanmıştır fakat meme koruyucu tedaviden sonra da ortaya çıkabilmektedir. Araştırmalara göre kadınların %20 ila %30’u ameliyat sonrası PMAS belirtileri göstermektedir. PMAS’nin klasik belirtileri göğüs duvarı, koltuk altı ve/veya kolda ağrı ve karıncalanma şeklinde ortaya çıkmaktadır. Omuz bölgesinde ve ameliyat yarasında da ağrı hissedilebilir. Diğer yaygın şikayetler ise uyuşma, keskin ve ani ağrılar veya dayanılmaz derecede kaşıntı şeklindedir. PMAS yaşayan kadınların çoğu belirtilerin çok şiddetli olmadığını belirtmektedir.

PMAS’nin ameliyat süresince koltukaltı ve göğüs bölgesindeki sinirlere verilen hasar ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Ancak sebepleri tam olarak bilinmemektedir. Daha genş olan, ALND yapılan (sadece SLNB değil) ya da ameliyat sonrası radyasyon tedavisi alan kadınlarda PMAS sorunları yaşanma ihtimali daha yüksektir. Şuanda ALND yapılma sıklığı daha az olduğu içn PMAS de eskiye oranla daha az görülür.

Yaşadığınız ağrıyla ilgili doktorunuza danışmanız önemlidir. PMAS kolunuzu kullanmanız gerektiği şekilde kullanmamanıza sebep olabilir ve zamanla kolunuzu normal şekilde kullanma yetisi kaybedilebilir.

PMAS tedavi edilebilir. Genellikle ağrıyı tedavi etmede kullanılan ilaçlar opioidlerdir (narkotik) ancak bunlar sinir ağrıları için her zaman etkili olmayabilir. Fakat bu tür ağrıyı geçirebilen ilaç ve tedavi yöntemleri de mevcuttur. İhtiyaç duyduğunuz ağrı kontrolü için doktorunuza başvurun.

Meme kanseri için radyasyon terapisi

Radyasyon terapisi yüksek kanser hücrelerini yok eden enerjili ışınlar veya partiküllerle yapılan tedavidir. Memeye radyasyon genellikle meme koruyucu ameliyat sonrasında kanserin memede ya da yakındaki lenf nodlarında tekrar ortaya çıkması ihtimalini düşürmek amacıyla verilir. Radyasyon 5cm’den büyük kanseri olan veya lenf nodlarında kanser bulunan hastalarda mastektomiden sonra da tavsiye edilebilir.

Radyasyon, kemikler veya beyin gibi başka alanlara sıçrayan kanseri tedavi etmek için de kullanılabilir.

Radyasyon terapisi başlıca 2 şekilde verilir.

Eksternal (dışarıdan yapılan) ışın terapisi

Meme kanseri olan kadınlar için en yaygın radyasyon terapisi türüdür. Radyasyon vücut dışından bir makineden kanserden etkilenmiş alana odaklanır.

Radyasyon derecesi yapılan ameliyat türüne (mastektomi veya meme koruyucu ameliyat) ve lenf nodlarının dahil olup olmamasına bağlıdır.

Mastektomi yapılmış ve lenf nodlarında kansere rastlanmamışsa radyasyon göğüs duvarına ve vücuttan drenlerin çıktığı alanlara yöneltilir.

MKA yapılmış ise genellikle tüm memeye radyasyon verilir ve yeniden oluşmasını önlemek amacıyla memede kanserin alındığı alana fazladan bir uygulama daha yapılır. Bu ek uygulama genellikle tedaviler sonrasında tüm meme kenarına yapılır. Bu uygulama için de aynı makine kullanılır ancak ışınlar kanseri alınmış olduğu alana yöneltilir. Çoğu kadın ek radyasyonda tüm meme radyasyonundan farklı yan etkiler yaşamaz.

Kol altındaki lenf nodlarında kansere rastlanmışsa bu alana da radyasyon verilebilir. Bazı durumlarda tedavi edilen alanda supraklaviküler (köprücük kemiği üstü) lenf nodları ve internal meme lenf nodları (göğsün merkezinde meme kemiği altındaki nodlar) yer alabilir.

Ameliyat sonrasında verildiği takdirde genellikle bir ay ya da daha uzun süren dokuların iyileştiği zamana kadar external radyasyon terapisi başlatılmaz. Eğer aynı zaman da kemoterapi de verilecekse radyasyon için çoğunlukla kemoterapinin tamamlanması beklenir.

Tedavileriniz başlamadan önce radyasyon ekibi radyasyon ışınlarını yöneltmek için doğru açıları belirlemek ve uygun radyasyon dozunu tayin etmek amacıyla dikkatli ölçümler yapar. Derinizi üzerine mürekkeple izler bırakarak daha sonra radyasyonu doğru bölgeye göndermek için alan tespit ederler. Bu izlerin kalıcı oluğ olmayacağını sağlık ekibine sorabilirsiniz.

Losyon, pudra, deodorant ve anstiperspiran gibi maddeler eksternal ışın tedavisini etkileyebilir; bu nedenle sağlık ekibi tedaviler tamamlanıncaya kadar bu ürünlerin kullanılmamasını tavsiye edebilir.

Eksternal radyasyon tedavisi röntgen çektirmeye benzer fakat radyasyon çok daha yoğundur. Uygulamanın kendisi acısızdır. Her bir tedavi sadece birkaç dakika sürer fakat hazırlanma süresi – tedavi yerine hastanın ulaştırılması- genellikle daha fazla zaman alır.

Meme radyasyonunda en yaygın uygulama sıklığı 5 ila 6 hafta boyunca haftada 5 gündür (Pazartesiden cumaya).

Hızlandırılmış meme radyasyonu:  Haftalar boyunca haftada beş gün radyasyon uygulanan standart ekternal radyasyon terapisi birçok kadın için uygun olmayabilir. Günümüzde bazı doktorlar sadece 3 haftada günlük biraz daha fazla dozla yapılan uygulamalar gibi farklı programlar izlemektedir.

Daha az tedavi ile daha yüksek dozlarda radyasyon verme uygulaması hipofraksiyon radyasyon terapisi olarak bilinir. Bu uygulama MKA ile tedavi edilmiş ve kol altı lenf nodlarında kanser yayılması olmayan büyük bir grup kadın üzerinde çalışılmıştır.

5 hafta boyunca radyasyon verme ile karşılaştırıldığında 3 haftalık uygulamanın da kanserin aynı memede tedaviden 10 sene sonra aynı memede tekrar ortaya çıkmasını engelleme konusunda aynı şekilde iyi sonuçlar vermiştir. Bugün çalışılmakta olan yeni yöntemler daha da kısa süre radyasyon vermektedir. Bir yöntemde her gün daha yüksek dozda radyasyon verilmektedir ve radyasyon süresi sadece 5 gündür. İnteroperatif radyasyon terapisi de MKA sonrasında ameliyathanede (meme insizyonu kapatılmadan önce) tek bir yüksek doz radyasyon uygulaması veren bir başka yöntemdir.

3 boyutlu konformal radyoterapi: Bu teknikte radyasyon özel makinelerle verilerek tümörün bulunduğu yere daha iyi yönlendirme sağlanır. Bu daha fazla sağlıklı memenin korunmasını sağlar. Tedavi 5 gün boyunca günde iki kez verilir. Memenin sadece bir kısmı tedavi edildiği için bu da bir çeşit hızlandırılmış kısmi meme radyasyonu olarak kabul edilir.

Hızlandırılmış kısmi meme radyasyonun diğer çeşitleri “Brakiterapi” bölümünde açıklanmaktadır. Bu yöntemlerin en azından mevcut standart meme radyoterapisine eşit düzeyde etkili olması umulmaktadır fakat bu yeni yöntemleri standart radyasyon terapisi ile karşılaştıran çok az çalışma bulunmaktadır. Tüm yeni yöntemlerin yıllar sonra standart radyasyon kadar iyi olup olmayacağı bilinmemektedir. Halen çoğu doktorun bu yöntemlerin deneysel olduğunu düşünmesinin sebebi de budur. Bu uygulamalara ilgi duyan kadınlar hızlandırılmış meme radyasyon terapisi üzerine devam etmekte olan klinik  çalışmalarda yer almak için doktorlarına başvurabilir.

Eksternal Radyasyonun olası yan etkileri: Bu tür ışın tedavisinin temel kısa vadeli yan etkileri memelerde şişme ve ağırlaşma, tedavi edilen alanda güneş yanığı benzeri deri değişimleri ve yorgunluktur. Sağlık ekibi deride daha da kötü değişimlere sebep olabileceği gerekçesiyle tedavi edilen alanı güneş ışığına maruz bırakmamanızı önerebilir. Derideki değişimlerin çoğu birkaç ay içinde geçer. Meme dokusundaki değişikliklerin kaybolması ile genellikle 6 ila 12 ay sürer ancak bu süre 2 yıla kadar uzayabilir.

Bazı kadınlarda radyasyon terapisi sonrasında memede küçülme ve sıkılaşma görülebilir.  Radyasyon alma ayrıca kadının daha sonra meme rekonstrüksiyonu yaptırma açısından seçenekler üzerinde de etkili olabilir. Rekonstrüksiyon, özellikle de doku flebi uygulamaları sonrasında verilirse radyasyon sorun riskini arttırabilir. Meme radyasyonu almış kadınlarda daha sonra emzirme ile ilgili sorunlar ortaya çıkabilir. Memeye verilen radyasyon zaman zaman koldaki sinirlere de zarar verebilir. Buna brakiyal pleksopati adı verilir ve uyuşma, ağrı ve omuzda, kolda ve elde zayıflık hislerine neden olabilir.

Aksiller lenf nodlarında radyasyon terapisi de lenf ödemine sebep olabilir (“Meme konseri tedavisinden sonra ne olur?” başlıklı bölüm).

Nadiren de olsa radyasyon terapisi kaburgaları zayıflatabilir ve bu da çatlamalara neden olabilir. Eski uygulamalarda akciğerler ve kalbin de bazı kısımları biraz radyasyona maruz kalmakta; bu da bazı kadınlarda bu organların uzun vadede zarar görmesine sebep olmaktaydı. Modern radyasyon terapisi ekipmanları doktorların radyasyon ışınlarını daha iyi odaklayabilmesini sağlamakta, böylece bu tür sorunları azaltmaktadır.

Radyasyon kaynaklı oluşabilen çok nadir bir komplikasyon, anjiyosarkom adı verilen başka bir kanserin oluşumudur (bkz. “Meme kanseri nedir?”). bu nadir durumlar çok çabuk gelişip yapılabilir.

Brakiterapi

İnternal (içsel) radyasyon olarak da bilinen brakiterapi radyasyon tedavisi vermede bir başka yöntemdir. Radyasyon ışınlarını vücut dışından vermek yerine meme dokusu içine kanserin yakınına radyoaktif çekirdekler ya da peletler yerleştirilir. Genellikle MKA almış hastalarda tümör bölgesine ek radyasyon uygulaması vermek için kullanılan bir yoldur (tüm memeye eksternal radyasyona ek olarak). Tek başına da kullanılabilir (tüm memeye radyasyon vermek yerine). Tümör büyüklüğü, konumu ve diğer faktörler brakiterapi uygulaması için kısıtlayıcı olabilir.

Brakiterapinin farklı türleri bulunmaktadır.

İnterstisyel brakiterapi: Bu yöntemde kanserin alındığı bölge etrafında meme içine kateter adı verilen küçük boş tüpler yerleştirilir ve birkaç gün orada bırakılır. Her gün kateterler içine kısa sürelerle radyoaktif peletler sokulur ve sonra alınır. Brakiterapinin bu yöntemi daha uzun zamandır kullanılmaktadır (ve destekleyen daha fazla kanıt mevcuttur) fakat artık çok yaygın kullanımda değildir.

İntrakaviter Brakiterapi: Bu yöntem meme kanseri hastalarında brakiterapi vermenin en yaygın yoludur ve hızlandırılmış kısmi meme radyasyonunun bir türü olarak kabul edilir. MKA’dan kalan boşluğa bir cihaz konur ve tedavi tamamlanana kadar orada bırakılır. Bu amaçla kullanılabilecek çeşitli cihazlar mevcuttur: MammoSite®, SAVI®, Axxent®, and Contura®. Bu cihazların tümü küçük bir kateter (tüp) şeklinde memeye girer. Daha sonra cihazın meme içindeki ucu tüm tedavi süresince doğru yerde kalması için genişletilir. Kateterin diğer ucu meme dışına uzanır.

 

Her tedavi için tüp yoluyla cihaz içine kısam süreyle bir ya da daha fazla radyasyon kaynağı (çoğunlukla peletler) yerleştirilir ve sonra çıkarılır. Uygulamalar ayakta tedaviyle beş gün boyunca günde iki kez olacak şekilde yapılır. Son tedaviden sonra cihaz çıkarılır.

MKA sonrasında tek radyasyon olarak intrakaviter brakiterapi üzerine daha önceleri yapılan çalışmalar umut verici sonuçlar vermiş ancak bu tekniği tüm memeye uygulanan eksternal radyasyon ile karşılaştırmamıştır.

 

MKA sonrası intrakaviter brakiterapi ile tüm meme radyasyonunu karşılaştıran bir çalışma brakiterapi tedavisi alan kadınlarda tedavi edilen memede mastektomi yaptırma ihtimalinin (muhtemelen bu memede kanser bulunduğu için) iki kat daha fazla olduğu sonucunu bulmuştur. Genel olarak risk yinede de düşük olmakla birlikte brakiterapi grubundaki kadınların %4’ünde mastektomi ihtiyacı ortaya çıkarken tüm meme radyasyon grubunda bu oran sadece %2 olarak bulunmuştur.

 

Bu çalışma memede sadece bir alana radyasyon vermenin kanserin yeniden ortaya çıkma ihtimalini tüm memeye radyasyon vermek kadar azaltıp azaltmadığı yönünde soru işaretleri yaratmıştır. Brakiterapinin tüm meme radyasyon uygulamaları yerine kullanılabilmesi için bu iki yöntemi karşılaştıran çok daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

 

İntrakaviter brakiterapi ayrıca kızarıklık, morarma, meme ağrısı, enfeksiyon ve memede yağ dokusunun bir bölümünde parçalanma gibi yan etkiler doğurabilir. Tüm meme radyasyonunda olduğu gibi kaburgada zayıflama ve çatlama da ortaya çıkabilir.

 

Radyasyon terapisiyle ilgili daha fazla bilgiye Radyasyon Terapisini Anlamak başlıklı dokümanımızdan ulaşılabilir.

 

Meme Kanserinde Kemoterapi

Kemoterapi (kemo) intravenöz olarak (damara enjekte edilen) veya ağız yoluyla verilebilen kanser öldürücü ilaçlarla uygulanan tedavidir. İlaçlar vücudun çoğu bölgesindeki kanser hücrelerine ulaşmak için kan akışı içinde ilerler. Kemo, döngüler halinde verilir; her tedavi periyodunu bir iyileşme periyodu takip eder. Tedavi genellikle birkaç ay sürer.

Tedavinizde kullanılan ilaçlarla veya bu bölümde bahsi geçen belli bir ilaçla ilgili daha fazla bilgi için Kanser İlaçları Rehberine bakınız.

 

Kemoterapi ne zaman kullanılır?

Kemoterapinin bazı durumlarda tavsiye edilebilir.

 

Ameliyat sonrası (adjuvan kemoterapi): Kemoterapi ameliyattan sonra kanser varlığı olmayan hastalara verildiğinde adjuvan kemoterapi olarak adlandırılır. Ameliyat görünen tüm kanser hücrelerini almak için yapılır fakat adjuvan terapi geride kalma ihtimali olup da görünmeyen hücreleri öldürmek amacıyla kullanılır. Meme koruyucu ameliyat veya mastektomi sonrası adjuvan terapi kanserin yeniden ortaya çıkma riskini azaltır. Radyasyon, kemo, hedefli terapi ve hormon terapisi de adjuvan tedavi yöntemleri olarak uygulanabilir.

Hastalığın erken evrelerinde bile hücreler primer meme tümöründen ayrılarak kan akışına yayılabilirler. Bu hücreler semptom vermez, görüntüleme testlerinde görülmez ve fiziksel muayenede hissedilemezler. Ancak büyümelerine izin verilirse vücudun başka yerlerinde yeni tümör oluşumlarına neden olabilirler. Adjuvan kemo memeden başka yerlere ulaşan ve tespit edilemeyen kanser hücrelerini öldürme amacıyla verilir.

 

Ameliyat öncesi (neoadjuvan kemoterapi): Ameliyat öncesi verilen kemoya neoadjuvan kemoterapi adı verilir. Genellikle neoadjuvan terapi adjuvan terapide kullanılan tedavileri kullanır; fakat tek fark bunların ameliyattan sonra değil önce verilmesidir (ya da başlanması). Hayatta kalabilme açısından kemonun önce veya sonra verilmesi arasında bir fark yoktur. Neoadjuvan kemoterapinin en önemli faydası büyük kanserleri küçülterek daha küçük çaplı ameliyatlarla alınabilecek hale getirmesidir. Diğer bir avantajı ise doktorların kanserin kemo ilaçlarına nasıl tepki verdiğini görmelerini sağlamasıdır. İlk grup ilaçla kanser küçülmüyorsa doktor başka kemo ilaçlara ihtiyaç olacağını anlayabilir.

Bazı meme kanserleri tanı aşamasında alınamayacak kadar büyük olur. bu kanserler lokal ilerlemiş olarak tanımlanır ve ameliyatla alınabilmeleri için kemoterapi ile küçültülmeleri gerekir.

İleri düzey meme kanseri için: Kemoterapi, tanı aşamasında ya da ilk tedaviler sonrasında kanseri koltukaltı bölgesi ve meme dışına yayılmış kadınlar için başlıca tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Tedavinin uzunluğu kanserin küçülüp küçülmediğine, ne kadar küçüldüğüne ve kadının tedaviyi ne kadar tolere ettiğine bağlı olarak değişir.

 

Kemoterapi nasıl verilir?

Çoğu durumda (özellikle adjuvan ve neoadjuvan tedavide) kemoterapinin en etkili olduğu durum birden fazla ilaç kombinasyonunun kullanılmasıdır. Pek çok kombinasyon kullanılmaktadır ve her hangi bir kombinasyonun tek başına en iyisi olduğunu söylemek mümkün değildir. Klinik çalışmalar, bugünkü en etkili tedavileri daha iyi sonuç verebilecek olanlarla karşılaştırmaya devam etmektedir.

Erken dönem meme kanserinde en yaygın kullanılan ilaçlar antrasiklinler (doksorubisin/Adriamycin® ve epirubisin/Ellence® gibi) ve taksanlardır (paklitaksel /Taxol® ve dosetaksel /Taxotere ® gibi). Bunlar floroürasil (5-FU) ve siklofosfamit (Cytoxan®) gibi diğer bazı ilaçlarla kombinasyon halinde kullanılabilir.

Erken dönem meme kanserinde en yaygın kullanılan ilaç kombinasyonlarından bazıları şunlardır:

  • –          CAF (veya FAC): siklofosfamit, doksorubisin (Adriamycin) ve (5-FU)
  • –          TAC: dosetaksel (Taxotere), doksorubisin (Adriamycin) ve siklofosfamit
  • –          AC → T: doksorubisin (Adriamycin) ve siklofosfamit ardından paklitaksel (Taxol) veya dosetaksel (Taxotere).
  • –          FEC: → T: 5-FU, epirubisin ve siklofosfamit ardından dosetaksel (Taxotere) veya paklitaksel (Taxol)
  • –          TC: dosetaksel (Taxotere) ve siklofosfamit
  • –          TCH: dosetaksel, karboplatin ve HER2/neu pozitif tümörler için Trastuzumab (Herceptin)
  • Kullanım sıklığı daha az olan diğer kombinasyonlar da şöyledir:
  • –          CMF: siklofosfamit (Cytoxan®), metotreksat ve 5- floroürasil (floroürasil 5-FU)
  • –          A → CMF: doksorubisin (Adriamycin) ardından CMF
  • –          EC: epirubisin (Ellence) ve siklofosfamit
  • –          AC: doksorubisin (Adriamycin) ve siklofosfamit

 

Hedefli ilaç trastuzumab (Herceptin) erken evre meme kanserinde kanser hücreleri HER2 açısından pozitif olduğunda kemo ile birlikte verilebilir 8bu ilaç hedefli terapi ile ilgili bölümde açıklanmıştır)

Meme kanseri olan kadınların tedavisi için kullanılan birçok kemo ilacından bazıları aşağıda verilmiştir:

  • · Platin ajanlar (cisplatin, carboplatin)
  • · Vinorelbine (Navelbine®)
  • · Capecitabine (Xeloda®)
  • · Liposomal doxorubicin (Doxil®)
  • · Gemcitabine (Gemzar®)
  • · Mitoxantrone
  • · Ixabepilone (Ixempra®)
  • · Ixabepilone (Ixempra®)
  • · Albumin-bound paclitaxel (Abraxane®)
  • · Eribulin (Halaven®)

 

Trastuzumab ve lapatinid (Tykerb) gibi hedefli ilaçlar bu kemo ilaçları ile birlikte HER2-pozitif tümörler için kullanılabilir (bu ilaçlar “meme kanserinde hedefli terapi” bölümünde detaylı olarak açıklanmıştır).

Doktorlar kemoterapiyi her tedaviden sonra ilaçların etkisinden kurtulmak üzere bir dinlenme periyodu verecek şekilde döngüler halinde verirler. Kemo her döngünün ilk günü başlar ancak program kullanılan ilaçlara bağlı olarak değişir. Örneğin bazı ilaçlarla kemo sadece döngünün ilk gününde verilir. Bazılarıyla ise 14 gün boyunca her gün ya da iki hafta boyunca haftalık olarak verilir. Daha sonra, döngünün sonunda kemo programı bir sonraki döngüde tekrar eder. Döngüler genellikle 2 veya 3 hafta sürer fakat spesifik ilaçlara veya ilaç kombinasyonlarına göre değişiklik gösterebilirler. Bazı ilaçlar daha sık verilir. Adjuvan ve neoadjuvan kemo, kullanılan ilaçlara bağlı olarak toplam 3 ila 6 aylık bir sürede verilir. Tedavi ileri düzey meme kanseri için daha uzun sürebilir ve ne kadar iyi işlediğine ve hastadaki yan etkilere göre şekillenir.

Doz yoğun kemoterapi: Doktorlar, belli başlı kemo ajanlarını döngülerinin birbirine daha yakın verilmesinin kanserin yeniden ortaya çıkma riskini azaltacağını ve bazı kadınlarda hayatta kalma şansını arttıracağını belirtmiştir. Bu genellikle 3 haftada bir verilen aynı kemoyu (AC → T gibi) vermek ancak bunu 2 haftada bir vermek şeklindedir. Kemo sonrasında akyuvar sayısının diğer döngüye kadar normale dönmesini sağlamak için akyuvar sayısını arttıracak bir ilaç (büyüme faktörü) verilir.bu yöntem neoadjuvan ve adjuvan tedavi için kullanılabilir. Ancak daha fazla yan etkiye yol açabildiği ve daha zor olduğu için herkes için uygun değildir.

Olası yan etkiler

Kemo ilaçları çabuk bölünen hücrelere saldırırlar yani kanser hücrelerine karşı çalışırlar. Ancak kemik iliğindeki, ağız ve bağırsak çeperi ve kıl folkülü gibi vücudun diğer bölgelerindeki hücreler de çok çabuk bölünür. Bu hücreler de kemo ilaçlarından etkilenebilir ve yan etkilere sebep olabilir. Bazı kadınlarda yan etkiler daha fazla görülürken bazılarında azdır.

 Kemo etkileri alınan ilaç türüne ve miktarına ve tedavinin uzunluğuna bağlıdır. En çok görülen yan etkiler şöyledir:

–          Saç kaybı

–          Ağızda yaralar

–          İştah kaybı ya da artışı

–          Bulantı ve kusma

–          Alyuvar sayısında azalma

Kemoterapi aynı zamanda kemik iliğindeki kan yapan hücreleri de etkiler ve bu da aşağıdaki durumlara sebep olabilir:

–          Enfeksiyon riskinde artış (düşük akyuvar sayısına bağlı)

–          Kolay morarma ve kanama (düşük trombosit sayısına bağlı)

–          Yorgunluk (düşük alyuvar sayısı ve diğer sebeplere bağlı)

Bu yan etkiler genellikle tedavinin tamamlanmasından sonra kısa süre devam eder ve daha sonra kaybolur. Yan etkiler görüldüğünde sağlık bakım ekibinizi durumdan haberdar etmek önemlidir çünkü çoğu zaman bunlar azaltılabilir. Örneğin bulantı ve kusmayı önleyici veya azaltıcı ilaçlar verilebilir.

Yukarıdakilere ek olarak başka yan etkiler de ortaya çıkabilir. Bunların en yaygın görülenlerinden bazıları bazı kemo ilaçlarında daha sık ortaya çıkar. Kanser bakım eikibiniz kullandığınız belli ilaçların olası yan etkileriyle ilgili sizi bilgilendirecektir.

Menstrual değişiklikler: Yaşça genç kadınlar için adet düzenlerinde değişiklikler kemoterapinin sık görülen yan etkilerindendir. Erken menopoz (adet görmemeye başlama) ve infertilite (hamile kalamama) durumu ortaya çıkabilir ve kalıcı olabilir. Bazı kemo ilaçları diğerlerine göre bu durumlara daha çok sebep olabilir. Kadının kemoterapiyi aldığındaki yaşı ne kadar ileri ise infertilite ve menopoz ihtimali o kadar yüksektir. Bu durumda kemik kaybı ve osteoporoz ihtimali artar. Kemik kaybı ile ilgili sorunları tedavi edebilen veya önlemeye yardımcı olan ilaçlar mevcuttur.

Kemoterapi devam ederken adetiniz kesilse de yine de hamile kalabilirsiniz. Kemoterapi alırken hamile kalmak doğumla ilgili kusurlara sebep olabilir ve tedaviye müdahale edebilir. Bu yüzden tedavi öncesinde menopoza girmemiş olan ve cinsel olarak aktif olan kadınların doğum kontrolü ile ilgili doktorları ile görüşmeleri gerekir. Tedaviyi tamamlamış olan hastalar ise sorunsuz bir şekilde çocuk sahibi olabilir ancak tedavi devam ederken hamile kalmak güvenli değildir.

Hamileyken meme kanserine yakalansa bile yine de tedavi olunabilir. Belli kemo ilaçları hamileliğin son 6 ayında güvenli bir şekilde kullanılabilir. Bu konu “Hamilelikte meme kanseri tedavisi” bölümünde detaylı olarak tartışılmıştır.

Meme kanseri tedavisinden sonra çocuk sahibi olabileceğinizi düşünüyorsanız tedaviye başlamadan önce doktorunuzla görüşmelisiniz. Fertilite ve Kanser: Seçeneklerim Neler? Başlıklı dokümanımızı inceleyebilirsiniz.

Nöropati: Meme kanseri tedavisinde kullanılan taksanlar (dosataksel ve paklitaksel), platin ajanlar (karboplatin, sisplatin), vinorelbin, erubulin ve iksabepilon gibi bazı ilaçlar beyin ve omurilik dışındaki bazı sinirlere hasar verebilir. Bu zaman zaman çoğunlukla el ve ayaklarda olmak üzere uyuşmaai ağrı, yanma ve karıncalanma hissiyatına, sıcak ve soğuğa karşı hassasiyete ya da zayıflığa sebep olabilir. Çoğu durumda bunlar tedavi durdurulduğunda geçer ancak bazı kadınlarda biraz daha uzun süre etkili olabilir. Nöropati, Kemoterapi Kaynaklı Periferal Nöropati başlıklı dokümanımızda tartışılmaktadır.

Kalp hasarı: Doksorubisin, epirubisin ve diğer bazı ilaçlar kalpte kalıcı hasara (kardiyomiyopati adı verilen) sebep olabilir. Bu durumun ortaya çıkma riski ilacın ne kadar verildiğine ve uzun süre ve yüksek dozlarla kullanılmışsa en yüksek dozun ne kadar olduğuna bağlı olarak değişir. Doktorlar bu yan etkiyi yakından takip ederler. Çoğu doktor bu ilaçları kullanmaya başlaman önce hastanın kalp fonksiyonlarını MUGA veya ekokardiyografi gibi bir testle kontrol eder. Ayrıca dozları dikkatle takip ederler, kalp problemi belirtilerine dikkat ederler ve fonksiyonu izlemek için kalp testini tekrarlayabilirler. Kalp fonksiyonu düşmeye başlarsa bu ilaçlarla tedavi durdurulabilir. Ancak bazı hastalarda kalpte hasarın ortaya çıkması daha uzun zaman alabilir. Belirtilen tedavinin tamamlanmasının ardından aylarca ya da yıllarca ortaya çıkmayabilir. Hedefli tedavi ilacı trastuzumab eşliğinde kullanıldıkları takdirde bu ilaçların kullanımına bağlı kalp hasarı daha sık ortaya çıkar. Bu yüzden doktorlar bu ilaçların bir arada kullanıldığı durumlarda daha dikkatli davranırlar.

El-ayak sendromu: Kapesitabin ve lipozomal doksorubisin gibi bazı ilaçlar avuç içinde ve ayak tabanında iritasyona neden olabilir. Buna el-ayak sendromu adı verilir. Başlangıç semptomları arasında uyuşuma, karıncalanma ve kızarıklık yer alır. Durum kötüleşirse eller ve ayaklar şişebilir ve rahatsızlık ve hatta acı verici hale gelebilir. Deri su toplayabilir ve deride dökülmeler hatta açık yaralara sebep olabilir. Bazı kremler faydalı olabilir ancak bu durum için kesin bir tedavi yoktur. Bu semptomlar ilaç kullanımı durdurulduğunda ya da doz azaltıldığında zamanla iyileşir. Şiddetli el-ayak sendromunu önlemek için en iyi yol semptomlar ilk çıktığında doktorunuzla görüşerek ilaç dozunun değiştirilmesini sağlamaktır. Bu sendrom aynı zamanda 5-FU ilacı IV infüzyonu olarak birkaç gün boyunca verildiğinde (meme kanserinde verilmesi yaygın değildir) de ortaya çıkabilir.

Kemo beyin: Kemoya bağlı olarak ortaya çıkması muhtemel bir diğer yan etki de “kemo beyin”dir. Meme kanseri tedavisi alan çoğu kadın zihinsel fonksiyonlarında hafif bir azalma olduğunu belirtmiştir. Bu kadınlarda uzun süre devam edebilen konsantrasyon ve hafıza problemleri ortaya çıkabilir. Birçok kadın bunu kemoterapiye bağlarken, tedavilerinin bir parçası olarak kemoterapi almamış olan kadınlarda da bu yan etki gözlenmiştir. Yine de çoğu kadında tedavi sonrasında işlevlerde problem oluşmaz. Kemo beyinin tedavinin bir yan etkisi olduğunu ortaya koyan çalışmalarda semptomlar çoğunlukla birkaç yıl içinde kaybolmuştur. Daha fazla bilgi içiniz Kemo Beyin başlıklı dokümanımıza bakınız.

Lösemi riskinde artış: Çok nadir olarak bazı kemo ilaçları kemik iliğine kalıcı hasar vererek myelodisplastik sendrom adı verilen bir hastalığa ve hatta hayati tehlike arz eden bir akyuvar kanseri olan akut myeloid lösemiye yol açabilir. Çoğu kadında kemoterapinin kanserin yeniden ortaya çıkmasını önleme veya yaşamı uzatma açısından sağladığı faydalar bu nadir ama ciddi komplikasyon riskinin ötesine geçer.

Kendini kötü veya yorgun hissetme: Kadınların çoğu kemoterapinin ardından kendilerini önceden hissettikleri kadar sağlıklı hissetmez. Genellikle vücutta bir acı veya ağlı hissi ve hafif bir işlev kaybı yaşanır. Bunlar ancak kemoterapi alan kadınları yakından inceleyerek ortaya çıkan hafif değişiklikler olabilir.

Kemoterapi alan kadınlar için yorgunluk bir diğer yaygın problemdir (ancak genelde göz ardı edilir). Bu durum birkaç yıl kadar uzun sürebilir. Genellikle bu konuda yardım alınabilir, bu nedenle doktor veya hemşirenizi durumla ilgili bilgilendirmek önemlidir. Daha fazla bilgi için Kanserli İnsanlarda Yorgunluk başlıklı dokümanımıza bakınız. Egzersiz, hafif uykular ve enerjiyi koruma tavsiye edilebilir. Uyku sorunları da tedavi edilebilir. Zaman zaman danışmanlar ve/veya ilaçlarla çözümlenebilen depresyon da yaşanabilir.

Kemoterapi ile ilgili daha fazla bilgi için Kemoterapiyi Anlamak: Hastalar ve Aileleri için Rehber başlıklı dokümanımıza bakınız.

Meme kanserinde hormon tedavisi

Hormon tedavisi sistematik terapinin bir diğer türüdür. Genellikle ameliyat sonrasında kanserin tekrarlaması riskini azaltmaya yardımcı olmak amacıyla adjuvan terapi olarak kullanılır, ancak neoadjuvan tedavi olarak da kullanılabilir. Aynı zamanda tedaviden sonra tekrar ortaya çıkan veya yayılan kanserin tedavisi için de kullanılabilir.

Menopoza kadar bir kadının overleri östrojen hormonunun ana kaynağıdır.  Menopozdan sonra böbrek üstü bezi tarafından üretilen bir hormonun östrojene çevrildiği vücut yağ dokusunda küçük miktarlarda üretim devam eder.

Östrojen, hormon reseptif pozitif kanserlerin gelişimini teşvik eder. Meme kanserlerinin yaklaşık 3’te 2’si hormon reseptör pozitiftir—östrojen (ER-pozitif kanserler) ve/veya progesteron (PR-pozitif kanserler) hormonları için reseptörler içerirler. Meme kanserinde hormon tedavisi türlerinin birçoğu ya östrojenin meme kanseri hücreleri üzerinde etki etmesini durdurur veya östrojen düzeylerini azaltır. Bu tip tedavi, hormon-reseptör pozitif kanserlerde fayda verir ancak tümörleri hormon reseptör negatif olan hastalarda (hem ER hem de PR negatif) yardımcı olmaz.

Östrojeni engelleyen ilaçlar

Tamoksifen: Tamoksifen meme kanseri hücrelerindeki östrojen reseptörlerini bloke eder. Östrojenin bu hücrelere tutunmasını ve gelişerek bölünmelerini söylemesini engeller. Tamoksifen meme hücrelerinde anti-östrojen vazifesi görürken uterus ve kemikler gibi diğer dokularda östrojen gibi çalışır. Bazı dokularda östrojen bazılarında anti-östrojen işlevi gördüğü için bu ilaç selektif östrojen reseptör modülatörü (SÖRM/SERM) olarak adlandırılır.

Hormon reseptör pozitif invazif meme kanseri olan kadınlarda ameliyat sonrasında 5 yıl boyunca tamoksifen alımı kanserin tekrar ortaya çıkma ihtimalini yarı yarıya azaltır ve hastanın ömrünü uzatır. Aynı zamanda diğer memede kanser oluşumu riskini de azaltır. Son zamanlarda yapılan bazı çalışmalar tamoksifenin 10 yıl boyunca alınmasının daha da fazla fayda sağlayacağını göstermiştir.

Hormon reseptör pozitif duktal karsinom in situ (DCIS) tedavisi almış olan kadınlarda 5 yıl boyunca tamoksifen kullanma  DCIS’nin yeniden ortaya çıkma ihtimalini azaltır. Ayrıca invazif meme kanserine yakalanma riski de azalır.

Tamoksifen, metastatik meme kanseri olan kadınlarda tümörlerini büyümesini engellemeye ve hatta küçülmelerini sağlamaya yardımcı olabilir.

Bu ilaç çoğu zaman hap şeklinde ağız yoluyla alınır.

Bu ilaçların en sık görülen yan etkileri yorgunluk, ateş basmaları, vajinada kuruluk veya akıntı ve mod değişiklikleridir.

Kemiklerinde metastaz olan bazı kadınlar kas ve kemiklerde ağrı ve acı veren “tümör alevleri” yaşayabilir. Bu genellikle çabuk atlatılır fakat bazı durumlarda hastanın kanında kontrol edilemeyen yüksek kalsiyum miktarı oluşabilir. Bu durumda tedaviye bir süre ara verilmelidir.

Nadir de olsa ciddi yan etkiler oluşabilir. Bu ilaçlar menopoza girmiş kadınlarda uterus kanserlerinin (endometriyal kanser ve uterin sarkoma) ortaya çıkma riskini arttırabilir. Her türlü anormal vajinal kanama (her iki kanser türünün de ortak semptomu) durumunda doktorunuza haber veriniz. Uterin kanamalarının çoğu kanser kaynaklı değildir ancak bu semptom dikkat edilmesi gereken ciddi bir belirtidir.

Kan pıhtıları da bir diğer olası ciddi yan etkidir. Genellikle bacaklarda oluşurlar (derin venöz tromboz, DVT) fakat bazen bir parça kan pıhtısı koparak akciğerlerde bir arteri tıkayabilir (pulmoner embolizm, PE). Alt bacaklarda ağrı, kızarma veya şişme, nefes zorluğu ve göğüs ağrısı hissetmeniz durumunda hemen doktorunuzu arayınız çünkü bunlar DVT veya PE semptomları olabilir.

Nadiren de olsa tamoksifen menopoz sonrası felç ile ilişkilendirilir bu yüzden her türlü baş ağrısı, bulanıklık veya konuşma ya da hareket zorluğu doktora bildirilmelidir.

Bu ilaçlar aynı zamanda kalp krizi riskini de arttırabilir.

Bir kadının menopoz durumuna göre tamoksifen kemikler üzerinde farklı etkiler yapabilir. Menopoz öncesi kadınlarda tamoksifen kemiklerde incelmeye sebep olabilir ancak menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda genellikle kemik gücü için iyidir. Toremifenin kemikler üzerindeki etkileri daha belirsizdir.

Bu ilaçların alınmasının getireceği faydalar hormon reseptör pozitif invazif kanseri olan kadınların neredeyse tümünde risklerin karşısında ağır basar.

Toremifen (Fareston®): Toremifen tamoksifene benzer bir ilaçtır. Taromifen de bir SÖRM7SERM2dir ve benzer yan etkilere sahiptir. Sadece metastatik meme kanserini tedavi açısından onaylanmıştır. Tamoksifen kullanılmış ve işe yaramamaya başlamışsa bu ilacın kullanılması pek mümkün olmaz.

Fulvestrant (Faslodex®): Fulvestrant ilk olarak östrojen reseptörünü bloke eden ve daha sonra bunu geçici olarak ortadan kaldıran bir ilaçtır. SERM değildir—vücut boyunca anti-östrojen olarak vazife görür.

Fulvestrant ileri düzey (metastatik meme kanser) kanserlerin tedavisinde ve çoğu zamanda diğer hormon ilaçları (tamoksifen ve aromataz bir inhibitör gibi) etki göstermemeye başladığı zaman kullanılır.

Kalçadan enjeksiyon yoluyla verilir. İlk ay atışlar iki hafta arayla yapılır. Daha sonra ayda bir verilir. En sık görülen kısa vadeli yan etkileri sıcak basmaları, gece terleme, hafif bulantı ve yorgunluktur. Östrojeni bloke ettiği için teoride uzun zaman alındığı takdirde kemikleri zayıflatabilir (osteoporoz).

Şu an için bu ilaç FDA tarafından sadece tamoksifen veya toremifene yanıt vermeyen menopoz sonrası düzeyde ileri düzey meme kanseri olan kadınlar için kullanımı onaylanmış durumdadır. Menopoz öncesi dönemdeki kadınlar için bazen lüteinizan-hormon salınımı yapan hormon (LHRH) agonist ile birlikte overleri kapatma amacıyla off label (endikasyonlar dışı amaçla) kullanılabilir.

Östrojen düzeylerini azaltıcı tedaviler

Aromataz İnhibitörleri: menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda hem erken evre hem de gelişmiş meme kanserini tedavide etmede onaylanmış östrojen üretimini durduran üç ilaç bulunmaktadır: letrozol (Femara), anastrozol (Arimidex), ve exemestan (Aromasin). Bunlar menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda küçük miktarlarda östrojen üretiminden sorumlu yağ dokusundaki bir enzimi (aromataz) bloke ederek çalışırlar. Overlerin östrojen yapımını engelleyemezler bu nedenle sadece overleri aktif çalışmayan (menopoza girmiş olan) kadınlar üzerinde etki ederler. Bu ilaçlar hap şeklinde günlük olarak alınır. Şuana kadar ilaçların her ikisi de meme kanseri tedavisinde diğerleri kadar iyi etki göstermiştir.

Birçok çalışma bu ilaçları menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda adjuvan hormon terapisi olarak tamoksifen ile karşılaştırmıştır. Tek başına veya tamoksifen sonrasında bu ilaçların kullanımı 5 yıl boyunca sadece tamoksifen kullanımına göre kanserin geri gelme riskini azaltmada daha iyi sonuçlar vermiştir. Faydalı olduğu bilinen programlar şu şekildedir:

–          2 ila 3 yıl tamoksifen, ardından 5 yıllık tedaviyi tamamlamak için bir aromataz inhibitörü (AI)

–          5 yıl tamoksifen, ardından 5 yıl bir AI

–          5 yıl boyunca bir AI

Çoğu doktor menopoz sonrası dönemde olan ve kanserleri hormon reseptör pozitif olan kadınlara bugün adjuvan terapinin bir noktasında bir AI kullanmalarını tavsiye etmektedir. Şu an için standart tedavi bu ilaçların yaklaşık 5 yıl boyunca kullanılması şeklindedir (ya da tamoksifen ile dönüşümlü olarak toplam en az 5 yıl boyunca). Henüz bir AI’nin 5 yıldan uzun bir süre veilmesini daha faydalı olup olmadığını bilemiyoruz. Yürütülmekte olan çalışmalar bu sorunun yanıtlanmasına yardımcı olmalıdır.

Erken evre meme kanseri olan ve ilk tanıda henüz menopoza girmemiş olan kadınlar için ilk başta tamoksifen kullanılır ve daha sonra tedavi esnasında menopoza girmeleri durumunda bir AI verilebilir.

AI’ler genellikle tamoksifene göre daha az yan etkiye neden olur—uterin kanserlerine sebep olmazlar ve kan pjtıları çok nadir ortaya çıkar. Ancak bu ilaçlar kas ağrılarına ve eklem serleşmesi ve/veya acısına neden olabilir. Eklem ağrısı birçok farklı eklemde aynı anda bir arterit hissiyatı verebilir. Bu yan etki başka bir AI’ye geçilerek giderilebilir ancak bazı kadınlarda tedavinin durdurulmasına sebep olmuştur. Böyle bir durum oluştuğunda çoğu doktor 5 yıllık tedavinin tamamlanması için tamoksifen kullanmayı tavsiye eder.

Aromataz inhibitörleri menopoz sonrasında kadınlardaki tüm östrojeni yok ettiği için kemik incelmesine bazen de osteoporoz ve hatta çatlaklara neden olabilir. Aromataz inhibitörleri ile tedai edilen birçok kadına aynı zamanda kemiklerini güçlendirmek için bisfosfonat veya denosumab (bu ilaçlar “meme kanserinde kemik odaklı terapi” bölümünde tartışılmıştır) gibi ilaçlar verilir.

Over ablasyonu

Menopoz öncesi kadınlarda ana östrojen kaynağı olan overlerin alınması veya işlevlerinin sonlandırılması (over ablasyonu) kadının etkili bir şekilde menopoza girmesini sağlar. Bu diğer başka hormon tedavilerinin de daha iyi işlemesini sağlayabilir ve genellikle metastatik meme kanseri tedavisinde kullanılı. Ancak erken evre kanser hastalarında halen çalışılmaktadır.

Kalıcı over ablasyonu, overlerin cerrah yöntemle alınması yoluyla yapılabilir. Bu işleme ooferektomi adı verilir. Genellikle over ablasyonu, goserelin (Zoladex®) ya da leuprolide (Lupron®) gibi luteinizing hormone-releasing hormone (LHRH) analogları adı verilen ilaçlarla yapılır. Bu ilaçlar vücudun overlere östrojen üretmeleri için gönderdiği sinyali keser. Menopoz öncesi kadınlarda tek başına veya tamoksifen ile birlikte hormon tedavisi için kullanılabilirler.  Zaman zaman menopoz öncesi dönemde ileri meme kanseri olan hastalarda aromataz inhibitörleri iler birlikte de kullanılırlar.

Kemoterapi ilaçları menopoz öncesi dönemdeki kadınların overlerine zarar da verebilir ve overler artık östrojen üretmez. Bazı kadınlarda overlerin işlevleri aylar ya da yıllar içinde geri gelir. Ancak bazılarında overlere verilen hasar kalıcıdır ve menopoza yol açar. Kadını infertil duruma getirse de zaman zaman meme kanseri tedavisine ilişkin kemoterapinin faydalı (kasıtlı değilse de) bir sonucu olabilir.

Tüm bu yöntemler kadında sıcak basmaları, gece terlemeler, vajinada kuruluk ve ruh hali değişiklikleri gibi menopoz semptomlarına sebep olabilir.

Hormon tedavisinin yaygınlığı daha az olan türleri

Bu seçenekler daha çok geçmişte kullanılan, günümüzde ise sok seyrek rastlanan yöntemlerdir.

Megestrol acetate (Megace®) genellikle başka hormon tedavilerine yanıt vermeyen kadınlarda ileri evre meme kanseri için hormon tedavisi olarak kullanılan progesteron benzeri bir ilaçtır. En belirgin yan etkisi kilo aldırmasıdır ve bazı durumlarda ileri evre kanser hastalarındaki kilo kaybının tersine çevrilmesi amacıyla da yüksek dozlar şeklinde kullanılır.

Androjenler (erkeklik hormonları) ileri evre meme kanserinde diğer hormon tedavisi yöntemleri denendikten sonra nadiren düşünülebilir. Bazen etkili olurlar ancak vücutta tüylenme ve ses kalınlaşması gibi maskulen özelliklere sebep olabilirler.

Kanserin diğer hormon ilaçlarına yanıt vermediği durumlarda denenebilecek olan bir diğer yöntem de yüksek dozda östrojen verilmesidir. Başlıca riski şiddetli kan pıhtılaşmalarıdır (DVT ve PE gibi). Hastalar çoğunlukla mide bulantısından şikayet eder.

Meme Kanserinde Hedefe Yönelik Tedavi

Araştırmacılar kansere sebep olan gen değişikliklerine ilişkin daha fazla bilgi sahibi oldukça özellikle bu değişiklikleri hedef alan yeni ilaçlar geliştirebilmektedir. Bu hedefe yönelik ilaçlar kemoterapi ilaçlarından daha farklı şekilde çalışır. Yan etkileri de genellikle daha farklıdır (ve daha az şiddetli).

Tedavinizde kullanılan bir ilaç ya da bu bölümde bahsedilen spesifik bir ilaçlar ilgili daha fazla bilgi için Kanser İlaçları Rehberimize bakınız.

HER2/neu proteinini hedef alan ilaçlar

Yaklaşık 5 meme kanserli hastadan 1’inde kanser hücrelerinin yüzeyinde aşırı miktarlarda HER2/neu (ya da sadece HER2) olarak bilinen ve büyümeyi tetikleyen bir protein bulur. Bu proteinin çok yüksek miktarlarda bulunduğu meme kanserlerinde özel tedavi uygulanmadığı takdirde gelişim ve yayılım çok agresif seyreder. Bu proteini hedef alan birtakım ilaçlar geliştirilmiştir.

Fetusa zarar verebilecekleri ve hatta ölümüne sebep olabilecekleri için bu ilaçların hiçbirinin hamilelik sırasında kullanımı güvenli değildir. Tedavi öncesinde menopoza girmemiş olan kadınların bu ilaçları kullanırken etkili doğum kontrolü kullanmaları gerekir.

Trastuzumab (Herceptin): Trastuzumab, monoklonal antikor olarak bilinen ve çok spesifik bir bağışıklık sistemi proteininin insan yapımı hali olan bir ilaç türüdür.  HER2ye tutunarak çok fazla HER2 bulunduran kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatır. Ayrıca bağışıklık sistemini kansere karşı daha etkili çalışması konusunda uyarır.

Trastuzumab damara enjekte (IV) olarak genellikle haftada bir veya daha yüksek dozla üç haftada bir verilir.

Trastuzumab çoğunlukla HER2 pozitif kanserlerde kanserin nüksetme riskini azaltmak için adjuvan terapi olarak kullanılır. İlk başta kemo ile birlikte daha sonra tek başına verilir. Neadjuvan terapi olarak ameliyat öncesinde de başlanabilir.

Trastuzumab ayrıca tedaviden sonra nükseden veya tedavi esnasında gelişmeye devam eden HER2 pozitif ileri evre meme kanserlerinin tedavisi için de kullanılabilir. Trastuzumab ve kemoyu birlikte kullanan tedavi genellikle kemonun tek başına kullanıldığı tedaviye göre faha iyi sonuç verir. Hasta Trastuzumab ve kemo alırken kanser kötüleşirse çoğunlukla Trastuzumab devam ettirilir ve kemo değiştirilir.

Kemo ilaçlarına kıyasla Trastuzumabin yan etkileri daha hafiftir. Bu yan etkiler nadir görülür ve ateş ve üşüme, zayıflık, bulantı, kusma, öksürük, ishal ve baş ağrısı şeklinde kendini gösterebilir. Bu etkiler genellikle hafiftir ve ilk dozdan sonra daha seyrek ortaya çıkar.

Daha ciddi bir potansiyel yan etki konjestif kalp yetmezliği adı verilen bir soruna yol açan kalp hasarıdır. Çoğu kadın için (hepsi olmasa da) bu etki geçicidir ve ilaç kullanımı sonlandırıldığında iyileşir. Trastuzumabin doxorubicin (Adriamycin) ve epirubicin (Ellence) gibi belli kemo ilaçları ile birlikte verildiği durumlarda kalp problemleri riski daha yüksektir. Bu nedenle Trastuzumab tedavisinde kalp fonksiyonu düzenli olarak kontrol edilir. Konjestif kalp yetmezliğinin başlıca semptomları nefes darlığı, bacakta şişme ve şiddetli halsizliktir. Bu semptomları gösteren kadınların hemen doktorlarını aramaları gerekir.

Ado-trastuzumab emtansine (TDM-1, Kadcyla™): Ado-trastuzumab emtansine antikor-ilaç konjügesi olarak bilinen bir ilaç türüdür. DM-1 olarak bilinen bir kemo ilacına tutunan ve trastuzumabda bulunan monoklonal antikorun aynısından meydana gelir. Bu ilaç türünde antikor kemo ilacını doğrudan kanser hücrelerine götüren bir güdüm cihazı gibi hareket eder.

Bu ilaç ileri meme kanseri tedavisinde tek başına (kemo olmadan) verilir. Damara enjeksiyon şeklinde (IV) haftada 3 kez uygulanır. Yaygın olarak görülen yan etkileri halsizlik,  bulantı, kas ve kemik ağrısı, düşük trombosit sayısı, baş ağrısı ve kabızlıktır. Bu ilaç ayrıca şiddetli alerjik reaksiyonlar, karaciğer hasarı, kalp hasarı ve akciğer problemleri gibi daha ciddi yan etkilere sebep olabilir.

Pertuzumab (Perjeta®): Trastuzumab gibi pertuzumab da HER2 proteinine tutunan monoklonal bir antikordur. Pertuzumab, proteinin trastuzumabın hedef aldığından farklı bir bölümünü hedef alır. Bu ilaç ileri meme kanseri tedavisinde ayrıca docetaxel (Taxotere) ve trastuzumab ile bir arada kullanılabilir. Bu üçlü ilaç kombinasyonu aynı zamanda ameliyat öncesinde (neoadjuvan tedavi olarak) erken evre meme kanserlerinde de kullanılabilir.

Bu ilaç damara infüzyon şeklinde 3 haftada bir uygulanır. docetaxel ve trastuzumab ile birlikte verildiğinde sık görülen yan etkiler ishal, saç dökülmesi, bulantı, halsizlik, döküntü ve akyuvar sayısında azalma (bazen de ateş) şeklinde ortaya çıkar. Saç dökülmesi, bulantı ve halsizlik gibi çoğu yan etki sadece docetaxel ve trastuzumab verilen hastalarda görülenle aynı oranda oluşur.

Trastuzumab gibi, pertuzumab da kalbi zayıflatma ihtimali olduğu için yetersiz kalp fonksiyonu olan hastalara verilemez. Bu ilaca başlamadan önce doktorunuz kalp fonksiyonunuzu kontrol eder ve yine pertuzumab tedavisi boyunca birkaç ayda bir kalp kontrolü yapılır.

Lapatinib (Tykerb): Lapatinib HER2 proteinini hedef alan bir diğer ilaçtır. Bu ilaç, kemo veya trastuzumab ile tedavi edilemeyecek seviyede ileri HER2 pozitif meme kanseri olan kadınlara tablet olarak verilir. HER2 pozitif kanserli hastalarda adjuvan tedavi olarak da incelenebilir. Kemo ilacı olan kapesitabin (Xeloda) metastatik meme kanseri tedavisinde genelliler lapatinib ile kombine olarak verilir. Ayrıca aynı zamanda ER pozitif olan HER2 pozitif ileri meme kanseri hastalarında letrozol (Femara) ile birlikte de kullanılabilir.

Bir çalışmada trastuzumab ile birlikte verilen lapatinibin ileri derece meme kanseri hastalarının tek başına verilene kıyasla daha uzun yaşamalırını sağladığı belirtilir.

Bu ilacın en yaygın yan etkileri arasında ishal, bulantı, kusma, döküntü ve el-ayak sendromu (bu kemoterapi ile ilgili bölümde belirtilmiştir) yer alır. İshal yaygın bir yan etkidir ve şiddetli olabilir, bu nedenle bağırsak düzenindeki herhangi bir değişiklikte sağlık ekibinize haber verilmesi önemlidir.

 Lapatinib nadir olarak karaciğer problemlerine veya kalp fonksiyonlarında azalmaya (nefes darlığına sebep olabilir) yol açsa da bu etkiler tedavi bittiğinde yok olur.

Everolimus (Afinitor®)

Everolimus hücrelerde bulunan ve normal şartlarda hücreleri büyüyüp bölünmesini destekleyen bir protein olan mTOR proteinini bloke eden bir hedefe yönelik tedavi türüdür. Bu proteini bloke ederek everolimus kanser hücrelerinin büyümesini durdurabilir. Everolimus ayrıca tümörlerin yeni kan damarları oluşturmalarını durdurarak gelişimlerini kısıtlamaya yardımcı olur. meme kanseri tedavisinde bu ilacın hormon tedavisi ilaçlarının daha iyi işlemesine yardımcı olduğu görülür.

Everolimus tableti günde bir tane alınır.

Bu ilaç, menopoza girmiş kadınlarda ileri hormon reseptörü poizitif ve HER2 negatif meme kanseri tedavisinde onay almıştır. Letrozol veya anastrazol ile tedavileri esnasında kanserleri gelişmiş (ya da kanser bu ilaçlarla tedavinin hemen ardından gelişmeye başlamış) olan kadınlarda everolimus exemestane (Aromasin) ile kullanılır. Bu kullanım, menopoz sonrası dönemde letrozol veya anastrazole yanıt vermeyi bırakmış olan hormon-reseptörü pozitif, HER2 negatif meme kanserli kadınlarda, tümörlerin küçültülmesi ve büyümelerinin durdurulması konusunda everolimusun  exemestane ile verilmesinin tek başına exemestane uygulamasından daha etkili olduğunu gösteren bir çalışma ile onaylanmıştır.

Bu ilacın yaygın yan etkileri arasında ağız yaraları, ishal, bulantı, halsizlik, zayıflık veya yorgunluk hissi, düşük kan değerleri, nefes darlığı ve öksürük yer alır.  Everolimus ayrıca kan lipitlerini (kolesterol ve trigliserit) ve kan şekerlerini de arttırır. Bu nedenle bu ilaç kullanımında kan işlevleri için düzenli kontroller yapılır. Aynı zamanda ciddi enfeksiyon riskini de arttırabileceği için tedavi sürecinde doktorunuz enfeksiyon için sıkı kontrollerde bulunur.

Everolimus diğer hormon tedavisi ilaçları ile birlikte ve diğer tedavilerle kombine bir şekilde erken evre meme kanserinde kullanım için de incelenmektedir. Bu konu “Meme kanseri araştırmaları ve tedavisinde yeni neler var*” başlıklı bölümde sunulmuştur.

Bevacizumab (Avastin®)

Tümörler büyümek için için gelişip yeni kan damarları sağlamak zorundadır. Bu kan damarlarını hedef alan ilaçlar pek çok kanser türüne karşı faydalıdır ve meme kanserindeki kullanımları da çalışılmaktadır.

Bevacizumab, metastatik meme kanseri olan hastalarda kullanılan bir monoklonal antikordur. Bu antikor doğrudan tümörlerin yeni kan damarları oluşturmasına yardımcı olan vasküler endotel büyüme faktörüne yönelir.

Bevacizumab intravenöz (IV) infüzyon yoluyla verilir. Genellikle kemo ile kombine bir şekilde kullanılır.

Nadir olarak ortaya çıksa da, olası yan etkiler kanama, kolonda delik oluşumu (ameliyatla düzeltilebilir) ve yaraların yavaş iyileşmesi şeklindedir.

Daha yaygın görünle yan etkileri arasında ise yüksek tansiyon, yorgunluk, kan pıhtıları, düşük akyuvar sayısı, baş ağrıları, ağızda yaralar, iştah kaybı ve ishal yer alır. Bunlar arasında yüksek tansiyon çok yaygındır, bu yüzden tedavi sırasınca kan basıncı doktor tarafından dikkatlice kontrol edilmelidir.

Bevacizumab ilk olarak ABD Gıda ve İlaç Bakanlığı (FDA) tarafından metastatik meme kanseri tedavi için  2008 yılında onaylanmıştır. Onay kemo ilacı paclitaxel (Taxol) ile birlikte bevacizumab uygulanan kadınlarda kanser gelişiminin sadece paclitaxel alan kadınlara göre daha uzun zaman aldığını gösteren bir çalışmaya dayandırılmıştır.

Temmuz 20102da bir FDA toplantısında sunulan yeni araştırma sonuçları ise tedavilerinin bir parçası olarak Bevacizumab alan kadınlarda gerçek bir fayda göstermemiştir. Bazı kadınlarda kısa süreliğine kanser gelişimini yavaşlatmış gibi görünse de Bevacizumab kadınların daha uzun yaşamalarını sağlamamıştır. Ayrıca Bevacizumab verilen kadınlar daha şiddetli yan etkiler göstermiştir. FDA, bu ilacın meme kanser tedavisinde taşıdığı risklerin faydalarından daha fazla olduğu sonucuna varmıştır. 18 Kasım 2011’de FDA Bevacizumab için meme kanseri “endikasyonu”nu geri çekmiştir. Halen bazı kanserler için FDA tarafından onaylanmış olduğu için ilaç piyasada mevcuttur. Bu durum bevacizumab üreten şirketin ilacı meme kanseri ilacı olarak pazarlayamayacağı ya da şirketin doktorlara ve hastalara bu ilacın meme kanseri tedavisinde faydalı olduğunu söyleyemeyeceği anlamına gelmez. Bu koşullarda Bevacizumab alan kadınlar ilacı almaya devam edebilirler ancak tedaviyi doktorlarıyla görüşmeleri tavsiye edilir.

Monoklonal antikorlara ilişkin daha fazla bilgi için İmmünoterapi başlıklı dökümanımıza bakınız.

Meme kanserinde kemiğe yönelik tedavi

Kanser kemiklere sıçradığında ağrıya sebep olabilir ve kemiklerin kırılmasına (çatlamasına) veya başka problemlere yol açabilir. Bifosfonat ve denosumab gibi ilaçlar bu sorunların oluşma riskini azaltabilir.

Bu konuda daha fazla bilgi içib Kanser İlaçları Rehberimize bakınız.

Bifosfonatlar

Bifosfonatlar, kemikleri güçlendirmek ve metastatik meme kanseri nedeniyle zayıflayan kemiklerde çatlak veya ağrı riskini azaltmak için kullanılabilecek ilaçlardır. Pamidronat (Aredia®) ve zoledronik asit (Zometa®) verilebilecek örneklerdir ve bu ilaçlar intravenöz (IV) olarak uygulanır.

Bifosfonatlar ayrıca aromataz inhibitörleri ile tedaviden veya kemoterapinin bir yan etkisi olarak erken menopozdan kaynaklanan kemik incelmesine (osteoporoz) karşı da yardımcıdır. Kemiklere kanser yayılımından kaynaklanmadığı durumlarda kemiklerde güç kaybını tedavi etmek için kullanılabilecek oral bifosfonatlar gibi pek çok ilaç mevcuttur.

Bifosfonatlar, gribe benzer semptomlar ve kemik ağrısı gibi yan etkilere sebep olabilir. Ayrıca böbrek problemlerine de yol açabildikleri için yetersiz böbrek fonksiyonu olan hastalar bu ilaçlarla tedavi edilemeyebilir.

Bifosfonatların sebep olduğu nadir ancak oldukça ciddi bir yan etki ise çene kemiklerinde veya ONJ’de ortaya çıkan osteonekrozdur (hasar). Bifosfonat tedavisi alındığı sırada diş çektirmek bunu tetikleyebilir. ONJ genellikle çenede iileşmeyen yara şeklinde ortaya çıkar. Diş kaybına veya çene kemiğinde enfeksiyonlara sebep olabilir. Doktorlar bunun neden oluştuğunu veya bifosfonatların kullanımını bırakmanın dışında nasıl tedavi edildiğini bilememektedir. Diş ipi kullanımı, fırçalama, protezlerin iyi oturmasından emin olma ve düzenli diş muayeneleri gibi uygulamalarla oral hijyene dikkat etmek bunu önlemede yardımcı olabilir. Doktorların çoğu hastaların Bifosfonat tedavisi almadan önce diş muayenesi yaptırmalarını ve her türlü diş ve çene problemlerini tedavi ettirmelerini önermektedir.

Denosumab

Denosumab (Xgeva®, Prolia®) adı verilen daha yeni bir ilaç da meme kanserinin kemiklerde metastaz yapması riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Bu ilaç bifosfonatlardan daha farklı çalışır.

Meme kanserinin kemiğe yayıldığı hastalarla yapılan çalışmalarda bu ilacın kemiklerdeki kırılmalar gibi sorunları önlemede zoledronik asitten daha iyi olduğunu görülmüştür. Bifosfonatların çalışmayı bıraktığı andan sonra bile kemiklere yardım etmeye devam edebilir.

Kanserin kemiklere sıçradığı hastalarda bu ilaç dört haftada bir deri altına enjekte edilir. Yan etkileri arasında kanda düşük kalsiyum ve fosfat değerleri ile ONJ yer almaktadır. Bu ilacın böbreklere etkisi olmadığı görülmüştür; bu yüzden böbrek problemi olan hastalarda kullanımı güvenlidir.

Denosumab aynı zamanda aromataz inhibitörler ile tedavi edilen ve kemikleri zayıf olan meme kanseri hastalarının kemiklerini güçlendirmede de kullanılabilir. Bu amaçla kullanıldığında daha düşük sıklıkta verilir (6 ayda bir gibi).

Daha fazla bilgi için Kemik Metastazları başlıklı dokümana bakınız.

Meme kanserinde klinik deneyler

Kanser olduğunuzu öğrendiğinizden beri pek çok karar vermek zorunda kalmış olabilirsiniz. Vereceğiniz en önemli kararlardan biri sizin için en iyi olan tedavinin seçimi olacaktır. Sizdeki kanser türü üzerinde klinik denemeler yapıldığını duyabilirsiniz. Ya da sağlık ekibinizden birileri klinik bir denemeden size bahsetmiş olabilir.

Klinik deneyler, gönüllü hastaların katılımıyla gerçekleşen dikkatlice kontrol altında tutulan çalışmalardır. Umut vaat eden tedavi veya yöntemlere daha yakından bakmak amacıyla yapılırlar.

Klinik bir deneyde yer almak isterseniz doktorunuza hastane veya kliniğin deneyler yapıp yapmadığını sorarak işe başlamalısınız. Ayrıca bu hizmeti veren merkezlere de ulaşabilirsiniz.

Bir klinik deneyde yer alabilmek için karşılanması gereken gereklilikler bulunur. Klinik deney için uygun niteliklere sahipseniz buna dahil olup olmamaya siz karar verirsiniz.

Klinik deneyler kanser tedavisinde gelişim için bir yoldur. Doktorların kanser tedavisinde daha iyi yöntemleri öğrenebilmeleri için tek yoldur. Ancak yine de herkes için doğru değildir.

Bu konuyla ilgili olarak Klinik Deneyler: Bilmeniz Gerekenler başlıklı dökümanımıza başvurabilirsiniz.

Meme kanserinde tamamlayıcı ve alternatif tedaviler

Kanser olduğunuzda tedavi için veya semptomları geçirmek için doktorunuzun size bahsettiğinin dışında pek çok yol duyarsınız. Aile fertlerinden arkadaşlara, internet sitelerine ve web sitelerine kadar birçok kanal size yardımcı olabilecek fikirler sunar. Bu yöntemler arasında vitaminler, bitkiler ve özel diyetler ya da akupunktur veya masaj gibi başka yöntemler yer alabilir.

Tamamlayıcı ve alternatif tedaviler tam olarak nelerdir?

Bu terimleri herkes aynı anlamda kullanmaz ve çoğu zaman farklı şeylerden bahsetmek için kullanıldıklarından kafa karışıklığı oluşabilir. Tamamlayıcı terimini normal tıbbi bakımınızla bir arada kullanılan tedaviler için kullanıyoruz. Alternatif tedaviler ise doktorun uyguladığı tıbbi tedavinin yerine kullanılır.

Tamamlayıcı yöntemler: Tamamlayıcı tedavi yöntemlerinin birçoğu kansere bir çare olarak sunulmaz. Esasen kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olurlar. Normal tedavi ile birlikte kullanılan yöntemlerden bazıları stresi azaltmak için meditasyon, ağrıyı geçirmek için akupunktur veya bulantı için nane çayıdır. Tamamlayıcı yöntemlerden bazılarının yardımcı olduğu bilinirken bazıları henüz test edilmemiştir. Bazılarının ise işe yaramadığı görülmüş ve hatta birkaçının zararlı olduğu ortaya çıkmıştır.

Alternatif tedaviler: Alternatif tedaviler kansere çare olarak sunulabilir. Bu tedavilerin güvenli ve etkili olduğu klinik deneylerle kanıtlanmış değildir. Bu yöntemlerden bazıları tehlike arz edebilir veya hayati tehlike oluşturan yan etkileri olabilir. Ancak çoğu durumdaki en büyük tehlike standart tıbbi tedaviden yardım alma şansının kaybedilmesidir. Tıbbi tedavinizin gecikmesi veya bölünmesi kanserin ilerlemesine fırsat tanır ve tedavini etkili olma ihtimalini düşürür.

Daha fazla bilgi edinme

Kanserli insanların alternatif yöntemlere neden başvurduklarını anlamak kolaydır. Kanserle savaşmak adına yapılabilecek her şeyi yapmak istersiniz ve çok az yan etkisi olan veya hiç olmayan bir tedavi yöntemi de kulağa çok hoş gelir. Bazen kemoterapi gibi tıbbi tedavilerin alınması zor olabilir veya artık işe yaramıyor olabilirler. Ancak gerçek şudur ki bu alternatif yöntemlerin çoğunun kanser tedavisinde işe yaradığı test edilip onaylanmamıştır.

Seçeneklerinizi değerlendirirken şu 3 adımı takip edebilirsiniz:

–          Sahtekarlık göstergesi olan “kırmızı bayraklara” dikkat edin. Yöntem tüm kanserleri ya da kanserlerin çoğunu tedavi etmeyi vaat ediyor mu? Normal tedavi almamanız söyleniyor mu? Bu tedavi belli tedarikçileri ziyaret etmeyi veya başka bir ülkeye seyahat etmeyi gerektiren bir “sır” mı?

–          Kullanmayı düşündüğünüz her türlü yöntemle ilgili doktorunuz veya hemşirenizle görüşün.

–          Bize ulaşın. Websitemizdeki Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp sayfasına da göz atabilirsiniz.

Tercih sizin

Kanserinizin nasıl tedavi ve idare edileceği her zaman size kalmış karardır. Standardın dışında tedavi kullanmak isterseniz bu yöntemle ilgili her şeyi öğrenin ve doktorunuza danışın. Sağlık bakım ekibinizin bilgilendirmesi ve desteği ile size yardımcı olabilecek yöntemleri güvenle kullanabilir ve zararlı yöntemlerden de kaçınırsınız.